Kültür

Kültür Haberleri

BİZDE  İSLAM SANATI  MÜZESİ YOK

 Bulgaristan’da İslam Sanatı Müzesi yok. Büyük müzelerimizde bu anlamda herhangi bir bölüm bile yok. Uzun yıllardır yurt dışında yaşamama rağmen, yanıldığımı hiç sanmıyorum. Türk yazar Orhan Pamuk’un “Adım kırmızı” eserini okuduktan sonra, birinci işim olarak Metropolitan’a gidip, o bahsedilen el yazmalarını incelemekti…

SAZIMIZ, TÜRKÜMÜZ -1.

Saza ve ses sanatına gönül verenler bizden önce de vardı, bizden sonra da var olacak. Ama her nesil, kendinden önceki neslin tecrübesini tanımak ve bilmek zorundadır. Komünizm rejimi döneminde, gizli  asimilasyon eylemi sırasında bazı olumlu gelişmelere istenerek veya istenmeyerek imkân verildi. Türkler için kurulan “estrad” tiyatrolarında, halk müziğine hizmet verenler, bağlama çalanlar oldu, halk müziği koro ve orkestraları çalıştırıldı. Bunlar arasında ilk akla gelenler Kadriye Latifova, Ahmet Yusuf, Cemil Şaban ve Hasan Rodoplu, İbrahim Destan, Ahmet Cumalı, Osman Aziz, Vasfiye Şaban, Hafize Beysim, Adem Bayraktar, Beyti Beytullov ve Ulviye Ahmedova gibi ses sanatçılarıdır. Ama saz ustaları olarak Mehmet Bekir, Cemil Şaban, Hasan Rodoplu, Emrullah Topçu ve Durhan Hasan aklımıza geliyor. Bu kişilerin çoğu ebediyete göç etmiştir ve biz onları rahmetle anıyoruz.

ATATÜRK İÇİN  BİR OPERAM VAR

Profesör Aleksandır Vidlişki, yaşlı bir Sofyalı müzisyen. Başarılı bir opera bestecisi. Mustafa Kemal Atatürk için yazdığı ve hiç sahnelenmemiş bir operası bulunmakta. Uzun yıllar, Bulgaristanlı Türk öğrencilere müzik eğitmenliği yapmış birisi. İstanbul’da oturan eski öğrencilerinden Muhammet Kurtuluş’a yazdığı mektuplardan bazı kısımları dikkatinize sunuyoruz. 

Türkiye'ye hoşgeldiniz!

MÜZİKLE İÇ İÇEYİM ...

Ünlü şarkıcı Elvan GÜNAYDIN ile söyleşi. * Bulgaristanlı göçmen bir ailenin kızıyım ben. Ailem Haskova bölgesinden gelmiş. Çocukluğumdan beri hep müzikle iç içe oldum. * Merakla beklenen single çalışmanız "İlk Pazar" PDND etiketiyle dijital müzik platformlarında dinleyicilerin beğenisine sunuldu. * Oysa toplumun isteklerine paralel gelebilmeli sanat ve sanatçı. Burada topluma da sanatçıya da iş düşüyor. Talep arz meselesi biraz. * Benim gönlümde göçmen aileleri farklı bir yere sahip, çünkü onlar iki kez anne baba oluyorlar. * Yıllar önce Türkçe konuşmanın yasak olduğu topraklarda, bağıra çağıra Türkçe şarkı söyledim ben.

YAŞADIKLARIMIZ BİR DAHA YAŞANMASIN

Bulgaristan Türkleri arasında mümtaz bir şahsiyet, hayatının büyük kısmına acı hatıralar içinde geçirmiş bir özgürlük savaşçısı, bir ressam, bir seramik-porselen ustası, eserleri yurtiçinde yurtdışında defalarca sergilenmiş bir üstad, her şeyden önce bir İNSAN olarak, dayım Embiya Çavuş…Embiya Çavuş’u, doğduğum köy Mahmuzlu’dan bugüne kadar yetişmiş en önemli şahıs diye nitelendiririm. Onun akrabası olmak, hayatını ve yaşadıklarını bilen, zaman zamanda paylaşan biri olarak bir övünç kaynağı.

BALKANLAR’DA TÜRK MÛSİKÎSİ

Sofya Radyosu’nun bu yayınları ayrıca bize gurur verirdi. Türklerin sesini duymak, şarkılarını dinlemek, büyük bir gurur kaynağıydı. Soydaşlarımızın hayatları hakkında haber alamamak ve âkıbetlerini merak etmek çok can yakıcıydı. Buna paralel olarak Üsküp Radyosu’nun da bir saz takımı vardı. Onlar da haftanın belli günlerinde canlı Türk Mûsikîsi yapıyorlardı.

ASILARDIR SÜREN GELENEKLERİMİZ

Bahar, yaz ve sonbaharda İzmir, Balıkesir, Kütahya, Bursa, Çanakkale ve Trakya’da belirli tarihlerde tertiplenen mevlit ve dua törenleri, anmalar, yağlı güreşler ve başka bunlara benzeyen geleneksel etkinlikler yüzlerce yıldır düzenlenmekte, hem de hiç kesintisiz bir şekilde. Türklerin bu topraklara ilk yerleştikleri zamanlardan beri örf ve adetlerinde yer alan bu teşebbüsler aynı şekilde Balkanlar’da da devam ettiriliyor. Halen Rodoplar’ın, bütün yerleşim yerlerinde toplu halde bu tür merasimleri görmek mümkün. Yüksek Aladağ tepesindeki yağmur duası geleneği, Hotaşlı doruklarında kesilen  kurbanlar, Dambalı ve Yeni Han Baba gibi tepelerdeki dini törenler, yerel halkımızın bütünlüğünün bir göstergesidir.

BİR ZAMANLAR BİR KADRİYE VARDI

Kadriye Latifoğlu'nun ölümünden tam 55 yıl geçmesine rağmen, kendisinin unutulmaz sesi, bizleri hala gezici tiyatroların bünyesinde konserlerin verildiği, seslendirme tesisatının bulunmadığı 1950’li yıllarının Bulgaristan'ına götürmekte. Köy meydanlarında kurulan sahnelerde mikrofonsuz, billur sesiyle dinleyenlerin gönlünde tahtını kuran, efsane bir Kadriye vardı.

ASIL MESELE!

Bu yıl bir yerde tamamı son dönem göçmenlerden oluşan bir grup ile bir araya geldik, bir konuşma yaptım. Davanın ne olduğunu konuştuk, rolümüzden bahsettik, vazifelerimize değindim. Sonra kitleye şu soruları sordum. Zira bu kitle görmüş ve yaşamıştı. • Aranızda evli olmayan var mı? –Cevap: “YOK” dediler. • Pekiyi aranızda çocuğu olmayan var mı? –Cevap: “YOK” dediler. • Elli altmış yaş altında olan var mı? –Cevap: “YOK” dediler. • Peki, bu peşinde koştuğumuz dava ise, bu dava sizden sonraki nesillere nasıl aktarılacak, ya da bu bir dava olabilecek mi, nerede çocuklarınız? –Cevap: Bu sefer cevap yok, ses de yok.

RESİM DÜNYAMDAKİ BEN

Benim tablolarıma değinecek olursak, evet, karşınıza kadın portreleri çıkacaktır, kadın ve onun üstlenmiş olduğu yaşamındaki rol biçimleri. Resimlerimde sadece figürü, kadını ve onun gözlerindeki ruh halinin bakışlarında yoğunlaşan duyguların içten ve dışa yansıması değildir sadece, bu ifadelselliğin ardındaki büyük çabam, kendime seçtiğim konu üzerinden,matematiksel kompozisyon, renk harmonisi, figürde stilizasyon ve teknik çatışmasını ustaca kullanarak, sadelik ve uyum içerisinde onlara birbirlerini kabullettirerek, eserimi oluşturmak. İşte bu ağır sancı içerisinde oluşan tabloya sanat eseri denilmekte.

ANA DİLİNİ SEVMEDEN VATAN SEVİLMEZ

Bir milleti mahvetmek için onun başına atom bombası yağdırmak gerekmez. Manevî değerlerini, dilini, edebiyatını ve tarihini zedelemek, hafızasından silmek yeter. 180 yıl Rus boyunduruğunda, başka bir halkın yumruğu altında yaşadığımız hâlde biz, millî varlığımızı, yani ana dilimizi ve ana edebiyatımızı koruyup yaşatarak bir millet gibi yaşayıp ‘asimile’ olmadık. Esarette olduğumuz zamanlar Dede Korkut, Köroğlu gibi destanlarımız, Fuzûlî, Nesîmî, Vâkıf, Sâbir gibi şairlerimiz hangi milletin evlâdı olduğumuzu kulaklarımıza fısıldayıp bizi millet gibi koruyup yaşattılar.

DİLİMİZ DEFORME  OLMASIN

Mesela; Tozçalı - Toz Ağaçlı olması gerek, o köyün etrafındaki toz ağaçlarını göz önünde bulundurursak. Bu köyün ismi için başka rivayetler de var. Gocmar - Koca Ömer, Durabille - Durhan Beyler, Gossolla - Koca Yusuf Oğulları, Gabaç - Kaba Ağaç, İbolla - Eyup Oğulları, Hümmetçolla - Hümmet Hocalar, Aslancolla - Aslan Hocalar, İrdere - Eğri Dere, Cellolla - Celil Oğulları, Cambaşalı - Canlı Başlı, Vercolla - Veli Hocalar, Ercebolla - Recep Oğulları, Gurtkü - Kurt Köy, Kirseli - Kır Salih, Sidalıkü - Seyyid Ali Köy, Ispala - Sipahiler, Amedıspakü - Ahmet Sipahi Köy, İspirkacebel - Cebel Durağı, Külcüler - Kuleciler, Sarannı - Saru Hanlı, Sadıkla - Saltuklular, Dimejle - Değirmenciler. Ve saire ve saire - bunları saymakla sonu gelmiyor...

GÜCÜNÜZÜ, KİMLİĞİNİZ İÇİN BİRİKTİRİN

*Nurhan Atasoy - Dünya çapında 15 kitap çıkarmayı başaran bir çılgın profesör. * Kitapları sadece bilgide değil kiloda da ağır: En az 4-5 kilo. * "Söz uçar, yazı kalır. Kimliğinize sahip çıkmazsanız, aksi takdirde çocuklarınızı kaybedersiniz." * Türk kimliğimizi iyi tanımamız gerekir. Biz neyiz? Bunu bildiğimiz zaman kuvvetimiz artacaktır.

MÜGE RIDVAN - GELECEK VAAT EDEN BİR SES

Haskova'nın Lyaskovets köyünden Müge Ridvan, adeta melek sesli bir lise öğrencisi. İleride, tıp okuyup doktor olmayı hayal ediyor. Sporu seviyor ama en fazla şarkı söylemeyi tercih ediyor. Daha küçük yaştan beri müziğe ilgi duymakta ve katıldığı bütün şarkı yarışmalarında ödüller kazanmakta. Bugünlerde, ünlü şarkıcı Paşa Hristova'nın anısına, Kızanlık şehrinde düzenlenecek olan " Bir Bulgaristan gülü" festivaline hazırlanmakta.

KİMİN BU BAYRAMLAR

24 Mayıs'ta ülkemizin Kültür Bayramı'nu kutladık ama ben bu etkinliği, yine sert tepkiler alacağımı bilerek, 3 Mart Ulusal Kurtuluş Bayramı ile kıyaslamak istiyorum. Bulgar medyaları gene bana karşı haksız yere karalama kampanyası açabilir, hatta milliyetçilerin saldırısına uğrayabilirim, ya da eskiden olduğu gibi, polisin veya DANS'ın hışmıyla karşılaşabilirim.

İNSANA DAİR

Benim içimde bitmez tükenmez bir özlem var Türkçeye ve edebiyatımıza deyince, "Bulmuşsun özlem çekecek şeyi, yazık oluyor zamanına, ben okumayı hiç sevmem, ömrüm boyunca bir kitabı bile sonuna kadar okumadım,"cevabını hemen yapıştırdı. "Aslında ben sadece kitapları değil, kendimden başka hiçbir şeyi sevmem," demesiyle, sanki üzerime kaynak sular döküldü. Şaka mı yapıyorsunuz öğretmenim, diyemedin, çünkü gözlerindeki mana sözlerin ciddiyetini anlatıyordu.

KÖY ŞENLİĞİMİZE BUYURUN!

KÖY ŞENLİĞİMİZE BUYURUN! 26 Haziran günü, DURABEYLER ( Sintçets) köyünde geleneksel köy bayramını kutlayacağız. Bulgaristan ve Türkiye'de yaşayan bütün hemşehrilerimizi  bu etkinliğimize davet ediyoruz! Köy Muhtarı; Hilmi MUSTAFA

Toplam 159 haber.