İnsan olmak yegane tecrübemiz şu hayatta - Elvan GÜNAYDIN

İnsan olmak yegane tecrübemiz şu hayatta


 

Konuyla ilgili önemli sorular:

( bunları sorgulamak, kafa yormak çok mühim)

Nasıl biri olmak? Neye ve kime göre iyi?

Kime göre kötü? Bencillik hayatımızın neresinde?

Her şeyin üzerinde ise bunu nasıl anlarız? Bu konuda ne kadar bilinçliyiz?

Çocukluktan gelen travmaların ardına saklanıp kendimize kılıf uyduruyor olabilir miyiz?

Bu bir sorunsa nasıl çözeriz? İnsan ne için yaşar? Ya da yaşamalı?

“Herkes kendi için yaşamalı biraz!” Cümlesindeki “Biraz” kelimesi neleri kapsar?

Bu soruları okuyup azıcık düşünün isterim, siz ve hayatınızdaki insanlar için.

İç muhasebemizden objektif olarak kendimizi gözlemleyip bu konuda bir yere koyduysak, hayatımızdaki vakıa durumları ele alabiliriz.

Herkes bencillik karşısında köşeye sıkışmış bir durumda kalmıştır. Başkasının uyguladığı bencilliklerden bahsediyorum.

İdare eden taraf bir kez olsun olmuşsunuzdur. Ama bu rutinleşmemeli rutine dönmesine izin verirseniz karakter kayması yaşanabilir! Karşı taraf için de sizin için de. Olamadığınız bir kişiye dönüşmeniz kaçınılmazdır.

Bazı bencillikler anne baba olmanın bile üstünde ne yazık ki, ölümcül bir hastalık seviyesinde. Geri dönüşü yok bence. Bunların sebebi çocukluk travmalarıdır belki, ya da başka kompleksler.

Neticede bilinçaltınızın kendine göre bir sebebi vardır. Önemli olan eyleme dönüşme halinde kişinin öncelik verdiği şey yaşam algısını belirler.

Çocuklar, ki en yukarıda olmaları gerekirken, onları geçebilecek ne olabilir ki şu hayatta?

Bencil olan göremez bilemez ve hatta etrafındakilere de salar zehrini. Kendi normallerini çeşitli hinliklerle kabullendirmeye çalışır, bi yere kadar başarır da.

Gözünün ışığı kaybolur insanın, onun gölgesinde kalakalmış olmaktan.

İnandırılmışsınızdır ne yazık. Yavaşça ısıtılan sudan kurbağanın çıkmaması deneyine benzer biraz. ( haşlanan kurbağa sendromu).

An gelir yorulur, idare edemezsiniz, ki kalbiniz varsa bir de işler biraz karışmıştır sizin için. Öyle çok “bir arada” tutmaya çalışmaktan bazen bi anda dağılır insan. Bu bir kusur değil, çok normal; ama siz kusur sanabilirsiniz hayatınızdaki yanılgılardan.

Hani fırtınalar atlatır da bir ince esintiye dayanamaz tuzla buz olur ya. Olur işte elde değil.

Kusur sizde değil, sizi buna maruz bırakanda bir türlü sizin ona sağladığınız konforu ardında bırakamayan, kendi keyfinden de, bencilliğinden de vazgeçemeyen o ucuz beyinde.

Bencillik hastalığının sonuçları aldanmak ve aldatmak eylemeni gerçekleştiren iki gruba ayırır insanları.

Hangi taraftasınız? İçinizden bari doğru şıkkı seçin. Aldanmak mı, kötü aldatmak mı? Hangisi daha derin?

Aldatmak nereden baksanız kötü, iyi bir yanı yok; aldanmak da durum olarak kötü; ama aynı kötülük cinsinde değiller. Sonuç ikisi de kötü. Biri ölen taraf diğeri öldüren...

Aldatma eylemine gelmeden çok çözüm noktası var, en sonuncusu da ayrılmak.

Çözümü seçmek yerine kolayı seçmek, karşısındaki kişiyi salak yerine koymak tercih edilir bir kısım insan tarafından.

Ama zaman kimin ne olduğunu gösterecektir. Aldatmadan ayrılabilir insanlar ve kişi kendi hayat algısında kimseye zarar vermeden ilerlemeyi seçebilir...

Günün sonunda kaza yapmak, ya da yolunda gitmek kendi elindedir. Kimse karışamaz. Ama bile isteye birine zarar verme bilincinde hareket ediyorsa pür kötülüktür bu, başka izahı yok.

Gözünüzün önündekileri görememek, ya da görmeyi istememek mümkündür; ama bi yerden sonra görünmezlik ortadan kalktığında her şey apaçık görünür.

Perde düşmüştür, yaşanan hayal kırıklığı, duygusal-anlamsal kavram karmaşaları, kaos, yıkım dönemi mecburi süreçtir.

Herkesin kalbi bir olmadığından, kalbinize ne kadarı sığarsa o kadar alır, o denli şiddetli, ya da sakindir.

Yas süreciniz size göre değişir, zaman görecelidir.

Aldanan kişi, kendine eziyet dönemini başlatır bi anlamda. Hem polis, hem suçlu. Hem hakim, hem mahküm olursunuz içindeki mahkemede.

Hata nerede? Neden oldu bunlar?

İçinizin en ücra sokaklarında kaçsanız da, yine kendinize suçüstü yakalanırsınız. En iyi halden müebbet yersiniz kendi gözünüzde...

Bu kadar aptal olmasaydın!

Çünkü bunun kendinize yapılmasına nasıl müsaade edersiniz ki? 

Artık tüm mevsimler aynıdır. Her şey tek renk. Zifiri bir acı kabuğa sıkıştırırsın, o devasa duygusal tini...

Bir yol var elbet, kim bilir kaç bin ışık yılı uzaktan gelen, ürkek bir ışık huzmesi kutup yıldızı kılavuz olabilir, görebilirsen başını kaldırıp onu bulabilirsen...

Benim kutup yıldızım bir çift mavi göz...

 Talihin nereden geleceği bilinmez. Bazı yıkımların tadilatı olmaz. Bazı şeylerin sebebi siz değilsiniz bunu kabul etmek gerekir.

Anlamak zorunda değilsiniz. Kalbiniz bunları anlayabilecek seviyede olmayabilir, eziyetlere son verip ve göğe bakma zamanı artık...

Aklınızda ne varsa, kutup yıldızına eş değer, ona odaklanmanın tam yeri ve zamanı. Yıkım süreci biraz inişli çıkışlıdır, böyle seyreder bi müddet.

Eriyen kalbin nasıl karanlık bir denizde çözündüğünü gördükçe, delik deşik olur her yerin.

Kabuslardaki sessiz çığlıklara dönüşürsün birden. Maddenin dipsiz kuyu hali.

Ama umutlu bulutlar da var istersen. Değer yargısı olmayanla düşersen yola, düşersin.

Her an, her yerden, kendinden düşersin. Kalbinden, ruhun bile istemez seni.

Hak etmediğin şeylere maruz kalmanın yükü taşar her zerrenden.

Ama geçecek, öyle ya da böyle geçecek...

Oysa inandığın şeylere en uzak noktada aç susuz kalmış ve çıkış yolu olmayanların umutsuzluğuna eş bir denklemde, kanatlarının varlığını unutmuş bir vaziyette bulursun kendini.

Dünyanın en aptalısındır işte o anda, uçarak ve süzülerek istediğin yöne gitmek ellerindeyken...

Bataklığın içine nasıl düştüğüne dertlenir, düşündükçe batarsın.

Hadi kanatlarını hatırla artık, lütfen!

En büyük oyun kurucu, kendinsin aslında. Her şeyi çok iyi bildiğin halde, kendine yenilirsin.

Ama süreç bu, hepsi gelip geçici...

Kalbinin özünde ne varsa onunla yaşayacaksın. Kalbinizin özünde ne varsa onunla yaşayacaksınız...

O güzel şarkıyla yükselirsin ve yükseldikçe aydınlığa erişirsin.

Tüm o karanlıklar ve negatiflikler geride kalıp küçülmeye başlar.

İşte alınması gereken dersler alınır, insan olmanın yegane tecrübemiz olduğu anlaşılır...

Aldatanın kendini kandırdığı, aldananın yavaşça iyileştiği bir döngü kaçınılmazdır.

Aldanan, kabaca böyle süreçlerden geçer.

Aldatan ne yapar, başka bir yazıda inceleriz.

Yıldızlar en çok karanlıkta parlar...

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Oca
06Ara
18Ekm

Ortak dile imreniyor insan

08Eyl

Herkes gibisin

18Tem

Bazı şeyler değişmiyor