Kimsenin ağzını büzemeyiz... - Mümin TOPÇU

Kimsenin ağzını büzemeyiz...


Yoğun günlük bilgi akışının ve randevuların yanı sıra, bunların üzerinde fazlasıyla kafa yormamıza rağmen, hepsini gazeteye yansıtmamız mümkün olmuyor, zaten çoğu zaman buna gerek de duyulmuyor, artı fiziki gücümüz de yetersiz kalmakta. Başkalarının yaptığı gibi, ajansların bültenlerini kullanıp da göz boyamak derdinde değiliz...

Bugün gündemi kurcalayan bir takım küçük görünümlü, fakat düşünceye sevk edecek cinsten olan bazı "küçük" ayrıntılara odaklanacağız. Nihai analizi sizlere bırakıyoruz, sonuçta medyamız bir icra makamı değil ve bizden bir çözüm beklenmemeli.

***

Bu yıl memlekette çeşitli içerikli etkinliklerle meşhur Nüvvab okulunun 100. yıldönümü kutlandı. Günümüzde bazı dini kısıtlamalara rastlanmazken, müftülüklerimizin yoğun çabaları sayesinde genç nesillere İslam dini sevdiriliyor ve bir çok bölgede daha küçük yaştan itibaren afacanlarımıza seviyeli bir dini eğitim sağlanıyor.

Buna sevinmemek elde değil; çünkü arkamızda ateizm propaganda bombardımanına maruz bırakılmış koskoca bir yarım asır bıraktık...

İslam dinini seviyoruz, onunla tanışmış oluyoruz; fakat aynı şevk ve ısrar ile ana dili eğitimine yönelip özen göstermiyoruz.

Dini eğitimi organize edenler, ana dili eğitiminin önemini adeta küçümsüyorlar, bazı yerlerde ise tamamen tedavülden kaldırılmış, lağvedilmiş durumda...

Ana dilinde okuma, yazma veya konuşma bilmeyenlerin Türklük bilinci ve şuuru sorgulanabilir. Dini eğitimin yanı sıra, aynı özenle güzelim Türkçemiz de yeniden revaç kazanmalı.

Bu yönde çalışmaya mecburuz. Bazı siyasetçiler ve STK yöneticileri, bu yöndeki sorumluluğunu çoktan unutmuşlar, önümüze dikilip herhangi bir başarıdan sakın bahsetmesinler. Adama, Türkçe eğitim konusunda ne yaptınız diye sorarlar. Sanırız, bundan daha önemli bir görevimiz bulunmuyor...

***

İstanbul'un Beyazıt merkezinde bulunan tarihi Merzifonlu Karamustafa Pasa Medresesi artık Bulgaristanlı göçmenlere tahsis edildi. Aslında Bultürk Derneği'ne kullanım için veridi; fakat bizim hayalimizde, bu külliye bizim göçmen toplumunun bütün fertlerine kapısını açar düşüncesi yatıyor.

İstanbul, Türkiye'nin ve Balkanlar'ın kalbidir, atar damarıdır.

Çoğumuzun Beyazıt'a uğradığı oluyor; ama gizemli ve tarih kokan, oldukça büyükçe bir külliyenin içinde bir heykeltıraş Ziyaettin'in veya ressam Aynur'un sanat sergisi düzenlense veya bütün Bulgaristanlı şair ve yazarlarımızın eserlerinin kütüphanesi, ya da satış standı olsa, sanırım paşan medresesini hepimiz arar ve kolayca buluruz.

Beyazıt'ta başka bir medrese binasını eskiden yine bize tahsis etmişlerdi; ama şuursuzlar orasını sadece makama çeviridiler ve böyle olunca ellerinden alındı...

Yeni tahsis edilen Bal-Göç binasında da küçük salon büyüklüğünde bir oda boş duruyor ve toz topluyor. 

Orada da daimi veya geçici sergiler düzenlenebilir, etkinlikler yapılabilir, kütüphane düzenlenebilir, kitap satış standı açılabilir...

***

Son dönemin bazı resepsiyonları için çeşitli duyumlar aldık. Okuyucularımız, bu resepsiyonlara davet edilen kişileri onaylamıyorlar.

Genelde önemli kurumlar, davet listelerini yıllarca muhafaza eder ve bunlarda genelde protokol önem arz eder; fakat protokol dışı vatandaşlar da davet edilebilir.

Bulgaristan'daki diplomatik kurumlarımız son resepsiyonlarında daha geniş halk kitlelerini de davet ettiklerini görmekteyiz. Neden olmasın ki? Sonuçta bir Cumhuriyet kutlaması her Türkü bağlar, yurt dışı Türkü olmuş olsa bile...

Bu hususta yine de dikkat edilmeli; çünkü kimsenin ağzını büzemeyiz...

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Tem
08Tem
06Tem
05Tem

Kudurtan hareket

03Tem