Bir sürü pişkin ve topal çekirge sahneye fırlayacak
Mümin TOPÇU
Her zaman birlik ve beraberlik içinde hareket edelim, sıralarımızı biraz temizleyelim diye yüksek sesle haykırdığımız da oldu.
Buna cevaben, ön saflara bir şekilde monte edilenler, gerçek dava adamlarımızı, hatta milli kahramanlarımızı bile aka sıralara doğru iteklediler durdular, hayırsız ve fazla bir işe yaramayan takım ise her zaman favorize edildi.
Bunun neticesinde toplum güç ve pozisyon kaybederken, siyasetteki varlığımız da çok kan kaybetti.
Yoğun günlük bilgi akışının ve randevuların yanı sıra, bunların üzerinde fazlasıyla kafa yormama rağmen, hepsini yansıtmamız mümkün olmuyor, çoğu zaman buna gerek de duyulmuyor. Başkalarının yaptığı gibi, ajans bültenlerini kullanıp göz boyamak derdinde hiç değiliz...
Bazen bir takım küçük görünümlü; fakat derin düşüncelere sevk eden ayrıntılara odaklandığımız da oluyor; ama nihai analiz sizlere kalıyor, sonuçta medya bir icra makamı değil ve bizden bir çözüm beklenmemeli.
İnsan dediğin bazen beşer şaşar, yani yanılabilir; fakat pişkinliğe bürünüp, bu kötü huyundan tez el vazgeçmezse, işte o zaman, kendisi bütün topluma zarar vermeye başlamış olur.
Burada pişkin ekmekten veya kabuğu yanmış kabaktan bahsetmiyorum, daha ziyade aramızda dolaşan yüzsüzlere sesleniyorum.
Ballandıra ballandıra, düpedüz yanlışlara sürekli doğru diyenler; sahte ilahlara tapanlar; topluma zerre kadar bir faydası olmayan çıkarcılar söz konusu...
Memleket, yeni bir seçim arifesinde, yine bir sürü pişkin ve topal çekirge sahneye fırlayacak. Daldan dala konan cinsten bunların tümü, hep tanıdık simalar ve tutarsız manevraları.
Kendileri ne halt isterse yesinler; ama insanımızı yanlış bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri, kötü bir vukuat ve büyük bir günah sayılır.
Genelde satılmışa ve pişkin soytarıya yaramaz insan deriz. Pişkinlik desen onda, zenginlik desen onda, yasadışı işlerin zaten bir piridir.
Aramızda sürekli takım elbiseyle dolaşması adam olduğu demek değildir; çünkü herifin okuryazarlığı bile kusurlu ve çok yetersiz.
Sen o zaman, kendini nasıl toplum önderi olarak görebiliyorsun, arkanda bıraktığın tek bir kazanım bile yok ki...
Biraz sağduyulu düşünelim, memleket insanımızı kimse miladı çoktan dolmuş statüko ve oligarşi sisteminin kucağına yeniden itme hakkı yoktur.
Bu 36 yıllık köhne sistemin bize yarardan fazla zararı dokundu, artık bunları tartışmaya bile gereksinim olamaz.
Bulgaristan'daki Türk toplumu, kaç yılını daha heba edecek, ömrümüzün kaç yılı daha beyhude geçecek?
Bunlar vaktinde, kendi gazetesini kapattılar ve ülke bazındaki bütün medyaları finansal güçleriyle tamamen satın aldılar.
Bunca kimden ve neden korkuyor, başkent Sofya'nın monşer takımı?
Uzun yıllardır, Bulgaristan'daki Türklerin ve aynı toplumun Türkiye'deki göçmen kitlesinin dertlerini, sıkıntılarını, kederlerini ve üzüntülerini, kendimize dert edinip elimizden geldiği kadarı, bunları okuyucularımızın önünde açıkça dillendirmeye gayret göstermekteyiz.
Başkaları ise ”Hak ve Özgürlükler“, Demokrasi", Birlik ve Beraberlik", Düşünce Özgürlüğü” , “İnsan Hakları”, “Saygı” ve “Hoşgörü” gibi kavramları durmadan sadece yüksek kürsülerden sarf ederek, bu sözcüklerin içeriğini ise tamamen boş bırakarak hiç bir zaman dolduramadılar.
İnsanımızı hiç düşünmeyenlere; derdini dert edinmeyenlere; etrafımızdaki yığınla soruna çözüm arama gayretinde bulunmayanlara, daha ne gibi bir sıfatlar kullanabiliriz, bunu ben bilemiyorum.
Bizler "aldatılmış ve aldanmış çoğunluklar zümresi" olarak, bir avuç içi kadar "marjinal seçilmişler zümresi" tayfasını denizde boğmayıp da başka ne yapalım ki...
Bitap düşmüş, çaresiz ve öksüz bırakılmış bir toplumun gelecek vizyonsuzluğu ağırlığı altındaki ezikliğimizden dolayı, bütün limitleri tüketerek bizler toplum ve bireysel olarak sıfırlanmaktayız, adeta birer kanatsız ördek misali, kendi çöplüğümüzde son çırpınışlar içerisindeyiz...
Güya özgürlüğe kavuştuk; fakat tüketim istilası çılgınlığına uğradıktan sonra, bizim yaşam biçimiz değişti diyebiliriz. Bununla beraber kimliğimizi ve ruhumuzu da kaybettik. Benliğimizden olduktan sonra ise yabancılaştıkça yabancılaşmaktayız...
Konsolosluk ve yabancılar pasaport şube önlerinde bir ömür tüketmiyoruz mu?
Çeşitli simsarlar tarafından soyulmuyoruz mu?
Doğup büyüdüğümüz toprakların yabancısı olduktan sonra, dünyanın dört bucağına dağıldık; ama kurduğumuz yeni yuva ve yurtlarda nedense hiç mutlu olamıyoruz…