Ah, Belene, vah, Belene... - Mümin TOPÇU

Ah, Belene, vah, Belene...


Her yeni yıl gecesi, dünya çapında insanoğlunun neşesi ve eğlencesi tavan yaparken, Bulgaristan'daki Türk toplumunun fertleri için, tam 39 yıldır, aralık ayının son günleri bir nevi hüzün ve acı dolu karabasana dönüşür.

Cümle alem bilir, 1984 yılının Aralık ayında başlayıp 1985 yılının Şubat ayı sonuna kadar tam 1 milyon 306 bin Türk asıllı vatandaşın, zorunlu ve vahşi bir biçimde isimleri değiştirilerek adeta bir kültürel soykırım yaşandı.

Türk kimliğimizi, benliğimizi ve varlığımızı ortadan kaldırma girişimi sonucunda, bizim toplumun aldığı derin yaralar yaklaşık 40 yıl boyunca hala geçmedi, acılar ve ıstıraplar hala sürmekte.

Çoktan yok olan despotik komünist rejimin, bu zorunlu asimilasyon teşebbüsü, akabinde neredeyse her Türk ailesini mağdur etti, büyük manevi ve maddi tahribatlara vesile oldu.

Nihayet, totaliter rejimin sonu fiyasko ile bitti, bizler de özgürlüğümüz kavuşmuş olduk, birçoğumuz ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti'ne kovulduk.

Bizlere bunca ıstırap ve çile çektirenler rezil rüsvan olurken, bizler ise hala aldığımız derin yaraları sarıp sarmalamaktayız.

1 milyon 306 bin kişinin mağduriyeti kesin gözükürken, ortada ceza alan теk bir suçlu yok, bunca yıldır bir türlü adalet yerini bulamıyor.

Bizlere bütün bu adaletsizliği ve insan hakları ihlallerini yaşatanların yargılanması gayet normal sayılır; fakat anlaşıldığı kadarı, failleri fena korku sarmış olacak ki, geçen bunca yıldır açılan bütün davalar göz göre göre savsaklanmakta; geçerli bir neden olmaksızın bu iş bilinçli bir şekilde adeta yokuşa sürüklenmekte.

Bize karşı insanlık suçu işleyenlerin yargılanması zamanında yapılmadı ve geciktirildi.

Bizler demokrasi masallarıyla uyutulurken, birileri bizim bu konuda ısrarcı olmamamızdan ve dağınıklığımızdan yararlandı.

İlk başlarda bazı şehit yakınları, gazilerimiz, siyasi mahkumlar, sürgüne maruz kalanlar, mahkeme kapılarını çalarak adalet istemeye kalkıştılar, suçluların cezalandırmasını dile getirmeye başladılar.

İstanbul'da bir hareketlilik yaşandı, daha sonra Bursa'da, genellikle ünlü Belene adasındaki temerküz kampına sürgün edilenlerin kurduğu BAHAD Derneği ortaya çıktı.

Suçluları ilk yargılama mahkemesi hangi tarihte açıldı, biliyor musunuz?

Hatırlatayım: 30.01. 1991 yılında...

Bu dava sonuçlandı mı? Hayır!

Sadece iki ay zarfında topla tüfekle isimlerimizi değiştirenler, insanımızı adeta telef edenler, nedense 32 yıldır bahsettiğim davayı bitiremediler.

Daha doğrusu bitirmek istemiyorlar; çünkü bu tür bir davanın sonuçlanması, artık oturmuş yeni düzenin de sonunu getirecek.

Hatta, geçen yıl, 31.05.2022 tarihinde, bu davanın dosyası resmen kapatıldı.

Güya, son suçlu olarak görünen kişi vefat etmişti...

Tabii ki, bunun bir gerçeklik payı bulunmuyor.

BAHAD Derneği'nin çeşitli girişimleri sayesinde, 22.12.2022 tarihinde, malum davanın devamına karar verildi; ama ne zaman biteceğini şimdilik kimsecikler bilmiyor.

Bir 32 yıl, ya da 320 yıl mı daha geçmesi beklenecek, bu bir muamma..

BAHAD'ın bütün çalışmalarını takdire şayan buluyoruz; fakat bu işin yükünü omuzlarında bir tek Belene işkence adasına sürgün edilenler taşımamalı. Herkes, kendi payına düşeni yapmalı.

1 milyon 306 bin mağdur Türk şimdi neredeler?

Bu asla sadece Belene'ci kahramanlarımızın davası sayılmamalı..

Daha kuruluş tarihinden beri BAHAD'ı yalnızlığa mahkum etmedik mi?

Diğer STK'larımız, ilgili kurumlarımız ve siyaset makamı, bu konuda tamamen bir ilgisizliğe bürünmedi mi?

Aramızda birlik ve beraberlik sağlanmadığı müddetçe, olumlu gelişmelere ulaşmamız asla mümkün gözükmüyor.

Geçen gün, BAHAD'ın düzenlediği bir paneli takip etme fırsatı yakaladım, kendilerine şehrin en şık kültür sarayında bir toplantı salonu tahsis edilmişti. Büyükşehir belediyesi, dernek üyelerine ve panel konuklarına mükemmel bir ev sahipliği yaptı.

Gün boyunca süren panelde, birçok dernek üyesi söz aldı, bazı akademisyenler konuştu, hatta İsveç'ten bir üniversite hocası bile canlı bağlantı kurdu.

Kürsüye çıkanlar bazı ilginç anılarını anlattılar, yaşadığımız kültürel soykırımın gerçek yüzüne değindiler, Belene'de gördükleri sistematik işkenceleri dile getirmekten hiç çekinmediler.

Her söz alan sadece adalet istediğini vurguladı, suçluların cezalandırılması isteğini tekrarladı.

Belene mağdurlarının panele ilgisi çok büyük ve yoğundu; fakat büyük göçmen camiasının ilgisizliğinden yakındılar, böyle bir günde, güçlü göçmen kuruluşlarının yöneticilerini de aralarında görmek istediklerini açıkça beyan ettiler. 

Bu gösterilen ilgisizliğin nedenini bugün biraz araştırdım.

BAHAD Derneği ile diğer STK'larımız arasındaki kopuklar eski tarihlere dayanmakta.

Dünkü panel için bazı makamlara davetiye ulaştırılmamış, camiamıza da fazla duyuru yapılmamış.

Küçük çaplı bazı siyaset meraklılar ise gizliden işin içine çomak sokmayı fırsat bilmişler.

Belene kahramanlarımız bizim gerçek gurur, onur ve şeref kaynağımızdır, kendi şahsi menfaatleri için onları kullanmak isteyenlerin önünü anında kesmeyi iyi biliriz.

Devletimiz de her zaman kahraman olarak işaret ettiğimiz kardeşlerimizin yanında durmakta ve haklı  olarak onların davasını desteklemekte.

Panelden ayrılırken, gün boyunca, DPS ve Doğan'ın isimlerinin tek bir kere bile telafüz edilmediğini keşfettim...  

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Şub

Çekimserliğin akıl tutulması

19Şub
07Şub
05Şub
28Oca