İnsan

İnsan Haberleri

Meğer, ne güzel günlermiş

*** Bir dilim ekmeğin üzerinde "şillan yağı" ve toz şeker. *** Yeri geldi, tarlada çalıştık, tütün kırdık, iğneyle tütün dizdik ve "kındap ipine" sıyırdık, sonra "ramkalara" astık. *** Yediğimiz kuru ekmek nasıl kazanılır, beleş geçim olmaz, büyüme çağında hamur gibi yoğrulduk biz.

Sen, Türk müsün ?

*** Satıcı kadın, utandığımı fark ediyor ve bilerek ses tonunu yumuşatarak bana soruyor; "Sen,Türk müsün?" *** "Bizim ne yapıp edip göç etmemiz lazım! Türk olan Türkiye'de olur, orada olması lazım, kendi vatanında. *** Azınlık! Nedir, nasıl bir şey azınlık olmak? Soranlara şu cevabım olacak; "Kurban olmaktır, evet, kurban olmak! Siyaset kurbanı!"***Onlara kimse "Sen, Türk müsün?" diye sormayacak. Onlar, kendi tarihini okuyacak, kendi soyundan olan ozanların şiirlerini, türkülerini okuyacak.

Ana, siz babamla nasıl tanıştınız?

*** Teyzemin kızı kahkahalar atarak boynuma sarıldı. Ah canım kardeşim benim. Anamın hatası yüzünden, halasının kocasını nişanlın sanmışsın. Seninki soldan değil, sağdan ikinciydi. Haydi durma aç pencereyi. Bak hükümet nikahınızda oldu. Adamakıllı bak yüzüne.

Memleket Sohbeti

*** On beş yaşında iken benim elime bir sepet tutuşturdu ve köylerden yumurta toplamaya gönderdi. Böylece ticaret hayatıma başlamış oldum. 1944 yıllarında, haftada bir gün, patika yollardan yürüyerek tek başıma Kırcaali'ye yumurta satmaya giderdim. Arda’nın üzerindeki asma köprüden geçip Alman "Gorubso" fabrikasının kapısının önünde kısa sürede yumurtalarımı işçilere satardım. Daha sonraki yıllarda, Hasköy ve Kayacık pazarlarından ikinci el giysi alıp, Deliorman köylerini dolaşıp seyyar satıcılık yaptım...

Karantina

*** Kaynanamın kucağına vermişler kızanı. Kundak zıbın, biraz bez yanımda getirmiştim. Hazırlıklıydım ama kızanı yıkayacak su yok. Kadınlar dışarıdaki erkeklere yalvarmışlar, bahçedeki çeşmeden bir bakır su getirdiler de yıkadık uşacığımı. Babasının adını koyalım dedik. Ebe, Üsmen deyip kesmiş göbeciğini. Sonra kaynanam istemedi. Kendi babasının adını koydu. Meemet dedik kızanıma. Allah'a şükür, yaşadı kızancığım. Ama bez yıkayacak yer yok, su yok, sabun yok. Üstümüzde başımızda ne varsa yırtıp yırtıp kızanlarımıza bez yapardık. En kötüsü de hepimiz bitlenmiştik. O küçücük kırkı çıkmamış kızanımın kaşlarında bile bitler gezerdi. İki haftalık lohusayken karantinamız bitti de şavıklı ( ışıklı ) dünyaya çıktık.

Limon ağacımız, bu gece çiçek açmış

*** Bunu hayal bile edemezdik. Acayip duygularla haşır neşiriz.*** Tenha sokaklardan geçen tabutları ve hüzünlü günleri görmemek için perdeleri kapattık.*** Saksıdaki limon ağacımız, bu gece çiçek açmış, birazcık teselli buldum. Siz hiç limon çiçeği kokladınız mı? Tavsiye ederim!

Peki, Bulgaristan Türkleri’nin suçu neydi?

*** O günkü hengamede 5 000 Bulgaristan Türk’ü, Kasım 1989 yılında İsveç’e geldi ve sığınma başvurusunda bulundular.*** İsveç, bu durum karşısında daha önceki topluca sığınma başvurusunda bulunan göçmen gruplarına uyguladığı yöntemlerin dışına çıkarak, değişik yol izlemeye başladı. Bu durum karşısında şaşkına dönen Bulgaristan Türkleri, açlık grevleri, protesto mitingleri düzenlemeye başladılar.*** Peki, Bulgaristan Türkleri’nin suçu neydi? Bunun bir tek açıklaması var. O da; “Türk ve Müslüman” olmaları...

Sadık Dede

Tuna boyundaki Kalaraş kasabasına ulaştığımda, benim köyümün artık Bulgaristan'da kaldığını öğrenmiş oldum, çünkü Güney Dobruca artık Romanya'ya ait değilmiş. Hudut sınırını bir türlü geçemedim. Daha sonra, benim ailemin Türkiye'ye göç ettiğini öğrendim ve üzüntüden tamamen yıkıldım, böylece bütün aile bağlantılarımı tamamen yitirmiş oldum. Artık yeni ailemle yaşamaya mecburdum, zaten üç tane oğlum olmuştu...

Şumnu Panayırı

Akşam üstü, bu eğlence cümbüşüne, dalga dalga okullardan gelen, mavi ve siyah elbiseleri, başlarında öğrenci şapkaları ve bereleri, göğüslerinde okul flamaları, sol kollarında öğrenci numaraları olan liseli öğrenciler de katılıyorlardı. Küçük gruplar halinde, panayırın iç kesimlerine doğru ilerleyen kız öğrenciler, gülüşleri ve güzellikleri ile panayıra bambaşka bir hava katıyorlardı.

'İşveren zorlamayla işçiyi ücretsiz izne çıkaramaz'

Koronavirüs salgını sosyal hayatı olduğu kadar iş hayatını da etkiledi. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren iş yeri sahipleri, bir takım kapsamlı önlemler aldı. Salgın sonrası büyük şirketler ve fabrikalar üretimi kısmi olarak durdurmaya giderken birçok firma da uzaktan çalışma modeline geçti. İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Ender Demir, koronavirüsün işçi haklarına etkilerini ve sonuçlarını Demirören Haber Ajansı'na(DHA) değerlendirdi.

Bir göç hikayesi

*** Dedem, biz daha buraya gelmeden önce, 1970 yılların başlarında vefat etmeden önce, annem başta olmak üzere dayımlara vasiyeti şuymuş: “Türkiye’ye giderseniz Boğaz’ı geçin ve Anadolu’ya geçin, orada Gebze var… Gebze güzel ve havadar bir yer. Oraya yerleşin…”

Hatice Teyzenin maaşı Elazığ'a gitti geldi...

Bulgaristan göçmeniyim. Biz de 1989’da o zorluğu yaşadık. Bu duygusallığı yaşıyorum...

Doğu Rodoplar'dan pazar manzaraları

Doğu Rodoplar'daki küçük ve şirin Türk kasabalarında her hafta kurulan pazarlar pek meşhurdur. Yıllar boyu, haftanın belirli günlerinde kurulan bu pazarlara her kasabanın civar köylerinde yaşayan köylüler de akın akın inerler ve isteyen alış verişini yapan, diğerleri de eş dostla görüşüp gün boyunca sohbet ederler. Fotograflardaki görüntüler, Cebel ve Eğridere'den.

Sevgi mi evrime uğradı, acaba?

*** Sevinçlerimiz, şikayetlerimiz, isteklerimiz rengarenk. Herkesin derdi, acısı ve beklentisi başka başka olsa da, hayatta birçok ortak yönleri paylaşır insanlar. *** Belki de, doğamızda var, elimizde olmayana, ulaşılmaya özenmek. En ulaşılmaz sevgiler bile, nasılda tükeniveriyor ulaşıldığı yerde diye düşünüyorum yine....*** Sevgi mi evrime uğradı, acaba? Bu kadar çabuk renk değiştirebiliyoruz diye düşünmeden olamıyor insan, kendini bu gerçeklerin karşısında. Köprü altları, boş inşaatlar, terk edilmiş evlatlarla dolup taşıyor.

Yaban ellerde Türk Öğretmen olmak

   Karşılıklı heyecan içinde öğretmen – öğrencinin buluştuğu günün sabahı geldi. Okulun bahçesinde öğrencileri beklerken, saçları örgülü, beyaz kurdeleli, mavi gözleri ışık saçan, elinde bahçeden topladığı çiçeklerle bir kız çocuğu yanıma yaklaştı ve çiçekleri bana uzatarak, “Siz, Türk öğretmensiniz değil mi?”diye seslendi. Bu beklenmedik soru karşısında bayağı şaşırdım ve toparlanarak,“Evet, ben yeni öğretmeniz oluyorum.” diye cevap verebildim. Çocuk ısrarlı bir şekilde, “Siz, benim Türk öğretmenim siniz.” diyerek neşeli bir biçimde yanımdan uzaklaştı...

Evim evim can evim

Ama dostlarım, birde şu can evimdeki memleket hasreti, özlemi varya, çok acı çektiriyor, çaresiz bırakıyor ruhumu, vicdanımı törpülüyor, keyifsiz bırakıyor, hatta, bazen ezip geçiyor üzerimden. Tüm geçmişim gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiveriyor...

ATA YURDUM DELİORMAN'DA ( Denizli - Şamanköy - git gel - 2100 km.)

* Hüseyin Dayımız, nam-ı değer Beş Hüseyin. 43 sene evvel merhum anneannemin, Hüseyin Dayımızın babası Beş Mustafa’yı ziyaretinin ardından, Türkiye’den ilk ziyaretimizi gerçekleştirdik. Hüzünlü ve heyecan dolu dakikalar. Yeniden kavuşmanın mutluluğu, durup durup; “Siz şimdi bana mı geldiniz?“ sorusuna verilen ve boğazımızdaki düğümle; “ Evet, dayı, sadece Allah rızası için sizi ziyarete geldik.” cevabım... * Yaklaşık 2100 kilometrelik bu yolculuğun ardından, bir kez daha şehadet ediyorum ki; Hicret, berekettir. Sıla-i rahim rahmettir. Her yerde, ezanlar cevapsız, camiler mahzundur. Bulgaristan Avrupa falan değildir. Avrupa’nın Türkiye ve Osmanlı korkusu, Viyana tecrübesiyle hala dipdiridir. Balkanlar bize çok yakışıyor. Vesselam...

EMİNE'LERE KİMLER YARDIM EDECEK???

Bohçalar (Kaolinovo) belediyesinin yardıma muhtaç vatandaşlara verdiği her günkü ücretsiz yemekle evine giderken fotografladım Emine'yi. Kış aylarında zor anlar yaşamıştı ve benim uyarımdan sonra, ona muhtarlık yardım eli uzatmıştı. *** Bu kısa not ve fotograflar Deliormanlı ressam ve aydın Hikmet Efraim'den. Memleketteki Emine'lerin sayısı bir hayli fazla, fakat biz onlara yardım etmeliyiz; para, aş ve giysi dağıtmalıyız. İnsanlık namına!

Bir ayrıcalıktır macır olmak

Bizim macırlarda bir kız bir erkekle kaçmışsa, aile meclisi toplanıp ölüm fermanı vermez. Önce "Nabalım beya, sevmiş gızancıklar birbirlerini!" denir, sonra kızın babası "Süüleyin o susaa gelsin öpsün elimi!" der...            Susak da gelir öper zaten, olay kapanır ve tatlıya bağlanır.

Toplam 74 haber.