Mümin TOPÇU

Aidiyet duygusu ve belleğin yeniden inşası

Mümin TOPÇU

Bazen bir şeyin etkisi öyle yoğun olur ki, kelimelerle tarif etmek güçleşir. Bahsedeceğim sahne, benim açımdan tam o duyguyu taşıyordu; çünkü insanın içine işleyen güçlü bir deniz dalgası kadar bende karşı konulmaz bir etki yaratmıştı. Bu tür anlarda, ister bir şiir, ister bir hatıra, ister bir görüntü olsun, yaşanan şey sadece gözle değil kalple de hissedilir. Geçen gün, torunlarım bir kafenin oyun bölümünde oynarken, sandalyelerle sınır çizip kendilerine ait bir alanı Topçular Köyü olarak ilan ettiler.
O an, geçmişle gelecek arasındaki görünmez bağın nasıl bir oyunla ortaya çıktığını çok derinden hissettim. Halbuki, kendilerine şimdiye kadar Topçular'dan hiç bahsetmemiştim, orasının Bulgaristan'daki Aladağ tepesinin eteklerinde, sadece 3-4 terk edilmiş evden ibaret olduğunu da bilmiyorlardı. Köyümüz, çoktan haritalardan bile silinmişti.
Uzay, Ozan ve Ateş'in sandalyelerle çizdikleri sınırlar, sadece bir oyun değil; tarihin minyatür bir sahnesi gibi gözlerimin önünde canlanıvermişti. O an beni hem gururlandırdı hem de hüzünlendirdi; çünkü köyümün adı, çocuklarımın girişimi sayesinde yeniden hayat buldu.
Topçular Köyü, artık bir dedenin ve onun torunlarının açısından, yalnızca bir coğrafya değil; belleğin, mirasın ve oyunun en saf haliyle birleşen bir sembole dönüşmüştü. Geçmiş geleceğe doğru sürüklenip yeniden hafızalarda canlanıyordu...
Onlar sadece özgürce oynuyorlardı; fakat benim için bu sahne, belleğin en derin katmanlarını harekete geçirdi; çünkü Topçular, benim atalarımın köyüydü, oradaki evim henüz dimdik ayaktaydı; ama çok tenha ve ıssız kalmıştı. Torunlarım ise henüz küçük yaştalar, bu köyün nerede olduğunu bile bilmiyorlar. Yine de, bilinçsizce belirledikleri bu isim, geçmişin ruhunu bugüne taşımış oldu. Atalarımın köyünü yeniden çağırarak sanki geçmişin ruhu, onların oyununa sızmış gibiydi.
Demek ki, bellek yalnızca anlatılarla değil, sezgilerle de aktarılabilirmiş. Çocuklar, hiç bilmedikleri bir köyün adını, kendi oyunlarına taşırken, aslında kültürel mirasın görünmez bağlarını örmüşlerdi.
Topçular Köyü, torunlarımın oyununda yeniden kuruldu ve ben, onların oyununda köklerimi yeniden buldum.
Bursa'da sandalyelerle köyümün sınırları yeniden çizilirken, benim belleğimde sisli bir sabah belirdi: taş duvarların sıvası dökülmüş, çatısı çökmek üzere bir evin önünde geçmişin izleriyle baş başa kalan bir dede ve onun üç torunu, zamanın izleriyle yeniden buluşuyorlardı.
Torunlarımın oyunla kurdukları aidiyet duygusu, belleğin yeniden inşası değil mi? Bilinçsizce çağrılan miras, kuşaklar arası derin bir yankı uyandırıyordu.

 

Yazarın Diğer Yazıları