Leyla ÖNER

89. göçünde bazılarımız neden geri döndü

Leyla ÖNER

Sözü, geri dönme sebeplerine getirmeye çalışacağım, doğrudan saymakla olmuyor. Şartların olgunlaşma aşamasına değinmek lazım, çok vahim noktalar var. Geri dönenleri yargılamıştık o dönemde, yandan konuşmak kolaydır ya.
Birçok badire atlatarak biz Bursa'ya ulaşmıştık, on iki yıl görmediğim aileme kavuşmuştum. Baba evi nihayet.
Mahalle , yeni kurulmuş göçmen yerleşim yeri zaten ve bizden az vakit önce gelen göçmenler hep ailelerinin yanlarına sığınmışlar, gündüzleri yaz sıcağında, herkes dışarda kaldırımların üstlerinde oturuyorlardı. Hepimiz daha çok yeni gelmişiz, bir yandan resmi işlemlerimiz yapılıyor; diploma tercümeleri, denklik ve iş başvuruları devam ediyor.
Tabii ki işe başlayamıyoruz, zaten sıcak yaz günlerinde evlerde durulmuyor, herkes sokaklarda. Herkesin canı sıkkın, sıkılıyoruz, durumlardan rahatsızız, neredeyse rahat nefes almaktan çekiniyoruz.
Sıkılgandır Rodoplar'ın ve Tuna boylarının insanı. Bir o kadar da çalışkandır ve ve günlerce oturup hazıra beklemek terstir onun için . Bir yandan onları misafir eden akrabalar, her gün ellerinde 10-12 ekmekle dönüyorlardı evlerine.
Resmi işlemlerimiz derhal ve acele olmayacak gibiydi. Daha ne kadar süreceği belli değildi, yanlarına sığındığımız akrabalar da genelde asgari ücretle çalışan, kendi geçim derdi olan insanlardı.
Herkes yakınlarında en fazla üç ay kalabiliyordu, aylar geçmeye başladı ve hala işlemleri sonlanmayanlar huzursuz olmaya başlamışlardı. Daha ne kadar kalabilirlerdi başkalarına yük olarak? İnsan eti ağırdır, diye bilinen bir laf vardır.
İkinci ay geçtikten sonra, mahalleden her gün yeni gelen göçmenlerin eşyalarını yüklemiş kamyonlar çıkmaya başladı. Süreleri kaçırmadan ve emeklilik haklarını kaybetmeden geri dönmeyi tercih etmişlerdi. Bunlar sadece bir kısmıydı...
Biz yerleştik, bizimle gelen komşular da yanımızda. Bulgaristan’da kalan eşim ve diğer genç aileleri bekliyoruz. Günler çabuk geçiyor, gelenlerden her tarafın arabalarla dolu olduğunu duyuyoruz; fakat haber alma şansımız yok.
En sonunda kaçak gelebildi eşim, hiç bilmediği Balkanlar'ı geçerek, psikolojisi çökmüş bir vaziyette kavuştu bizlere. Günlerce, ne olacağını hiç bilmeden, bizden uzak, eşyasız evde beklemiş sırasının gelmesini.
Zaten geldiğinin bir haftasına sınırlar kapandı. Yüzlerce kişi eşyaları ile sınır kapılarında kaldı ve günlerce bekledikten sonra evlerine geri dönmek zorunda kaldılar.
Yanımızda kalan, birlikte geldiğimiz komşularımızın çocukları da geldiler, iki oğulları, gelinleri ve torunları. Biz de altı kişiyiz, adeta eve sığmıyoruz. İki gelin de son aylarında hamile. Kiralık ev buldular ve ellerinde kalan eşyalarını yerleştirdiler. Normalde, ev bulmak çok zordu. Üç aile bir arada kalacaktı. Her aileye bir oda bari olmalıydı. Ayrı evlerde oturmaları imkansızdı; ama günler çabuk geçiyordu ve her iki gelin doğuma gün sayıyordular. Kiraladıkları ev buz gibi, inşaatı yeni bitmiş ve sadece sıvası yapılmış, hala pencere ve kapı etraflarında kapanmamış delikler duruyordu. Gelinler birkaç gün arayla doğurdular. Bebekler eve getirildi; fakat kıt odunla yaktıkları soba, bitmemiş 3+1 evi ısıtmak için çok yetersizdi. Biraz odun alma güçleri bile yoktu ve gündüzleri inşaatlardan topladıkları odunlarla ısınmaya çalışıyorlardı. Bu zor şartlarda, iki tane yeni doğmuş bebekle, en fazla 20 gün kadar dayanabildiler ve geri dönmeye karar aldılar. Çaresizdiler, yani, herkes kendini en iyi bilir.
Büyük üzüntüyle, kendilerini uğurladık. Evde biraz yer açıldı. Başka genç ,iki küçük çocuklu aileyi davet ettik bize. Bir benzinlikte iş bulmuşlar, erkek pompacı, hanımı da çaycılık yapıyor. Kendileri 24-25 yaşlarında, çocukları 4 ve 6 yaşlarında. Evrakları henüz tam değil ve kaçak çalışıyorlar. Kalmaları için de bodrumda camı olmayan bir oda vermiş patronları. Yanı başlarında fareler dolaşıyor ve çok soğuk olan odada çocuklar hastalanmaya başlamış. Mecburlar, gidecek başka yer yok, orada sadece birkaç gün kalabilmişlerdi. Kötü yaşam şartlarından daha vahim olan ise, benzinliğe gelen erkeklerin göçmen kadınına farklı ve imalı davranışlarıymış. Eve aldık, bütün bunları duyar duymaz; fakat yaşadıkları korku çok büyüktü ve onları da geri memlekete uğurladık. Yüzlerce aile, yüzlerce farklı hikaye. Yaşayan bilir, kardeşim. Yandan konuşmak ve yargılamak çok kolaydır.
Üç ay içinde göç eden 328 000 kişinin ( İnşallah, sayıda yanılmıyorumdur ) yarısı geri döndü. Dönmeyenler genelde devletin gönderdiği yerlere gidenlerdi.

Türk devletine ne kadar minnet duysak azdır. Gelen herkes için yer hazırlanmıştı, diplomalarımıza 4-5 ay içinde denklik verildi, tayin edildik, mesleği olan herkes iş başı yaptı; ikinci yıl Türk vatandaşlığına alındık, çocuklarımız okullara kaydoldu, öğretmenlerimize büyük gayretlerle, kendilerinin bilmedikleri Türkçe okuma ve yazmayı öğrettiler; nerdeyse her aileye 20 yıl ödemeli ev verildi, evler verilinceye kadar ilk bir yıl kira yardımı yapıldı, erzak dağıtıldı, okullarda kalan ailelere üç öğün sıcak yemek verildi.
Bu sebepten dolayı hep derim ki, düzenlenen yıldönümlerinde, bize sınırlarını açan, imkanlarını sunan Türk devletine ve kucak açıp sahip çıkan akrabalarımıza minnet ve şükran yıldönümleri olarak kutlansın...
Bizim akrabalarımız birer kahramandır, bize kucak açan Türkiye Cumhuriyeti de çok yüce ve büyük bir devlettir.

Yazarın Diğer Yazıları