Zinal MUSTAFA

Halk hatayı affeder, ihaneti asla

Zinal MUSTAFA

Bazı tarihler vardır ki zamanı “önce” ve “sonra” diye ayırır.

Benim için 19 Nisan tam da böyle bir tarihtir; çünkü ondan sonra her şey mükemmel olduğu için değil, kimin insan olarak, vatandaş olarak ve siyasi ahlak açısından nasıl biri olduğunu gösterdiği için.

19 Nisan’dan önce birçokları için siyasi ufuk belirsizdi; çünkü görmeye gözleri, duymaya kulakları yoktu; çünkü bilgisizlik onlar için temel bir eksiklikti, cesaret ise sadece rakı masasında vardı.

Egoizm ve ahlak yoksunluğu hâkimdi. O günlerde aynı insanlar günü güçlü olanın siyasi PR’ı etrafında birleşmişti. Herkes kendi “yatırımını” yapmış, yalnızca kişisel çıkar bekliyordu.

Hiçbir zaman fikirlere, topluma, insanların geleceğine yatırım yapmadılar. Yatırımları sadece kendi siyasi hayatta kalışlarına yönelikti.

O günlerde biz yalnızdık. Çevremizde insanlar olmadığı için değil, bugün en yüksek sesle bağıranlar o zaman başka yerde oldukları için, bu davaya inanmadılar. Onun yanında durma riskini almadılar, hiçbir fikrini savunmadılar, kendileri için mali açıdan rahat pozisyonlarda durdular ve siyasi rüzgârın hangi yönden eseceğini beklediler.

Ama inançlı insanlarla çıkarcı insanlar arasında büyük bir fark vardır. İnançlı insanlar davanın yanında kalır, kazansalar da kaybetseler de. Çıkarcı insanlar ise başka yerde daha fazla fayda gördükleri anda yön değiştirirler.

19 Nisan’dan sonra tablo birden değişti. Birçokları sanki hep bu zaferin parçasıymış gibi davranmaya başladı. Kendilerini generallerin arasına yerleştirdikleri hikâyeler anlatmaya başladılar. Oysa halkın hafızası o kadar kısa değildir. İnsanlar zor zamanda yanlarında kimlerin olduğunu, kimin ancak savaş bittikten sonra ortaya çıktığını unutmaz.

Bugün yine bir gaf, bazı kurnazlar otellerde ve konferanslarda toplanıp Bulgaristan’daki Türk toplumunun geleceğini tartışıyor.

Ne hakla? Hiçbir zaman savunmadığınız insanların adına konuşma hakkını size kim verdi? Yıllarca yalnızca kendi çıkarlarınıza hizmet ederken bir toplumun kaderini belirleme yetkisini kim verdi?

Türk kökenli bir Bulgaristan vatandaşı olarak açıkça söylüyorum:

Siz benim adıma konuşmuyorsunuz. Bizim toplumumuzun sözcüsü değilsiniz. Sizi temsilcimiz olarak görmüyoruz. Bulgaristan’daki Türk toplumu, yalnızca iktidar ve nüfuz fırsatı gördüklerinde ortaya çıkan siyasi aracılara ihtiyaç duymuyor. Bizim ihtiyacımız, kişisel rahatını değil, toplumsal çıkarı savunan onurlu insanlara.

Bir de siyaseti yönetenlere açık bir mesajım var:

Bulgaristan vatandaşları artık siyasi gösterilerden yoruldu. Kimin hangi uçakla uçtuğu, kimin kiminle fotoğraf çektirdiği, kimin kime misafir olduğu bizleriilgilendirmiyor.

Bu ne fiyatları düşürüyor, ne gelirleri artırıyor, ne de insanların günlük sorunlarını çözüyor. Bulgaristan’ın ihtiyacı; yoksulluk, enflasyon, gelirler, sağlık hizmetleri ve gençlerin geleceğiyle ilgilenen bir yönetimdir, sürekli siyasi PR kampanyalarıyla değil.

Hiçbir iktidar sonsuz değildir. Halkın güveni zor kazanılır ama kolay kaybedilir. Eğer birileri halkın desteğini bir lütuf değil de sorumluluk olarak görmezse, Ekim ayında gerçekleri görecektir.

Güven zor kazanılır, kolay kaybedilir.

Yazarın Diğer Yazıları