Sabri CON

Servantes'e Türk Güllesi

Sabri CON

Edebiyatla ilgilenenler bilir. Don Kişot, dünyanın en fazla sevilen ve okunan romanlarından biridir.
 Yel değirmenleriyle savaşan şövalyenin dramını dile getirir. Bu konumda yazar Miguel de Servantes’in kimliği ve yaşamı ise arka planda kalır. Servantes kimdir ve onu burada niçin “konuk” ediyoruz?
Fantastik roman ustası Miguel de Servantes, 1547 yılında, yedi çocuklu bir ailenin dördüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Babası Rodrigo ünlü bir İspanyol hekimidir, kendisini varlıklı göstermeye çalışmış olsa da ağır borçlarından kaçmak için ailesiyle birlikte şehir şehir gezip dolaşmıştır. Bu arada oğlu Miguel’i Sevilla’da Cizvit okuluna yazdırıyor. Daha sonra Madrid üniversitesine de kaydını yaptıran Miguel, bir kavga sırasında arkadaşını ağır şekilde yaralayınca 1569-da İtalya’ya kaçıyor. 
Bu sırada Papa Beşinci Pius, Osmanlı devletine karşı yeni bir Haçlı Seferi düzenlemekle meşguldu. Bu iş için bir donanma hazırlandı ve gemiler, Osmanlıların elinde bulunan Kıbrıs’ı geri almak için yola çıktılar. Donanmadaki askerler arasında genç Servantes de vardı ve İspanyol gemisi ile kaderinden habersiz, Hıristiyanlık aşkıyla Türklere karşı savaşa gitmekteydi.
Haçlı donanması, 07 Ekim 1571’de Yunanistan’ın Patrai körfezinde Türklerin İnebahtı (Avrupalıların Lepanto) dedikleri yerde Osmanlı donanması ile karşılaştı. Ali Paşa’nın hatası neticesinde savaş sadece bir kaç saat sürüyor ve Osmanlı donanması yok ediliyor.
Savaşa büyük bir heyecanla katılan Servantes, göğsüne iki Türk kurşunu yemiş, sol elini de bir gülleye kaptırmıştı.
Servantes’in talihsizliği, kolunu kaybetmekle bitmiyor. O, 1575 yılında Akdeniz’de yine bir İspanyol gemisindeyken Türk korsanlar tarafından esir alınmış ve Cezayir’de köle olarak satılmıştır. Defalarca kaçmaya çalışsa da her defasında yakalanıp zindana atılıyor. Yine köle olarak İstanbul’a gönderilmek üzereyken ailesi, kilisenin de desteğiyle toplanan fidyesini gönderiyor ve Miguel özgürlüğüne kavuşuyor.
Beş yıl Cezayir’de esir kalan Servantes, burada Türk ve İslâm kültürünü yakından tanıdığı gibi Türkçeyi de iyi öğreniyor. Bu etkiyi daha sonra yazacağı eserlerin içeriğine de taşıyor.
Servantes, esaretten kurtulup ülkesine döndükten sonra 1585 yılında evlendi. Ancak, iş bulamadığı için yazarlığa başladı. Evliliğinin daha ilk yılında bir kitap yazmayı başardı, lâkin geçim sıkıntılarından kurtulamadı. Bu nedenle karısını ve evini bir tarafa bırakıp gezici vergi memurluğu yapmaya başladı. 1587 yılında halktan topladığı parayı bir bankere kaptırınca iki yıl boyunca hapis yattı. 1605’te tekrar devlet memuru olunca, en önemli eseri olan Don Kişot romanını yayınladı.
Daha önce yazdığı eserlerinde başarılı olamayan Servantes, Don Kişot sayesinde sadece İspanya’da değil, tüm Avrupa’da zirveye çıkmış oldu. 22 Nisan 1616 tarihinde Madrid’te öldüğü zaman o artık şöhretin zirvesindeydi.
Demek oluyor ki, İnebahtı’da Türklere karşı savaşırken kaybettiği sol eli ona dünya çapında ve asırlar boyunca devam edecek bir şöhret kazandırmıştır.
/Not: Bu yazı, M. Bardakçı’nın 10 Kasım 2003 tarihli Hürriyet gazetesinde çıkan yazısından yararlanarak yazılmıştır/.

Yazarın Diğer Yazıları