Necla M. SELİM

Bir İncirin İçindeki Sır

Necla M. SELİM

Hayatta bazı gerçekler vardır ki, onları önce doğada görür, sonra kendimizde fark ederiz. Bir ağacın, bir kuşun ya da gözle zor seçilen küçücük bir canlının hikâyesi, bazen insanın kendi hikâyesini anlamasına yardımcı olur. İncir ağacı ile incir arısının ilişkisi de bize yaşamın en temel sırlarından birini fısıldar: Hiçbir varlık bütünüyle yalnız değişmez.
İnsan, doğayı çoğu zaman yalnızca bir rekabet alanı olarak görür. Güçlü olanın ayakta kaldığı, zayıf olanın elendiği bir mücadele sahnesi...
Oysa bir incir ağacı ve küçücük bir incir arısı, bu düşüncenin eksik olduğunu gösterir.
İncirin içindeki çiçekler dışarıdan ulaşılamaz durumdadır. Bu nedenle tozlaşmak için incir arısına ihtiyaç duyar. Arı da yaşam döngüsünü sürdürebilmek için incire muhtaçtır. Burada ne masalsı bir dostluk ne de bilinçli bir iş birliği vardır. Fakat karşılıklı bir bağımlılık vardır.
Evrim biyolojisi bu ilişkiyi "koevrim" ( karşılıklı evrim ) olarak tanımlar. İki tür, uzun zaman boyunca birbirini etkileyerek değişir. Birindeki dönüşüm, diğerinin dönüşümünü de şekillendirir.
Hayat bazen yalnızca kendi içinde gelişmez; başka bir hayat sayesinde gelişir.
Bu gerçek, hayatta kalmaya dair anlayışımızı da değiştirir; çünkü yaşamak her zaman daha güçlü olmak demek değildir. Bazen bir ilişkiler ağı içinde var olmayı öğrenmek demektir.
Doğa sadece rekabetten ibaret değildir. Aynı zamanda milyonlarca yıllık doğal seçilimle yazılmış görünmez anlaşmaların dünyasıdır. Ancak bu anlaşmalar kusursuz bir uyum anlamına da gelmez. Bağımlılık ile çatışma çoğu zaman yan yana yürür.
Belki de bu nedenle koevrim, yalnızca biyolojik bir kavram değildir.
İnsan toplumu da benzer şekilde işler. Diller insanlar tarafından değişir. Kültürler karşılaşarak dönüşür. Fikirler çatışarak gelişir. İnsan çevresini şekillendirir; ardından şekillendirdiği çevre insanı yeniden biçimlendirir.
Şehirleri biz kurarız, sonra şehirler yaşam tarzımızı belirler. Teknolojileri biz üretiriz, sonra teknolojiler düşünme ve iletişim biçimimizi değiştirir.
Önce biz dünyayı kurarız.
Sonra dünya bizi yeniden kurar.
Belki de olgunlaşmak, kendi başımıza ne kadar güçlü olduğumuzu keşfetmek değil; kimler sayesinde bugün olduğumuz insan hâline geldiğimizi fark etmektir. Doğa, incir ağacıyla incir arısının sessiz ortaklığında bunu anlatır.
Hayatın en derin gerçeği belki de şudur: İnsan yalnızca kendi hikâyesini yazmaz. Başkalarının hikâyeleri de onun satırları arasında yaşar; çünkü hiçbir canlı bütünüyle yalnız değildir. Varlığımızın hikâyesinde daima başkalarının izi vardır.
Hayat, tek başına değil; başkası sayesinde değişir.

Yazarın Diğer Yazıları