Necla M. SELİM

Göksel ateş ve yeryüzü gülünün büyüsü

Necla M. SELİM

( anneme )
Bizim soy hafızamızda bir gece vardır ki, annem hâlâ onun izini taşır. Zaman, tırnaklarının ucunda durmuş, ay, damın üzerine ağır ve olgun bir incir gibi çöktüğü bir gece.
O gece, babaannem Neslihan, sessiz adımlarla uyuyan evin içinden geçti. Üzerinde kurumuş kekik kokusu, eski toprağın nefesi ve kaderlerin kilidini açmayı bilen o kadim kadın büyüsü vardı. Ahşap beşiğe eğildi; yazmasının işlemeli ucu bebeğin süt beyazı alnına dokundu. Küçük kulağına eğilip üç sıcak nefes üfledi:
 
“Senin adın Zehra! Senin adın Zehra! Senin adın Zehra!”
 
Bu, eski bir büyü ritüeliydi. Zehra – doğu menkıbelerinde sabah yıldızının parıltısını, açan çiçeğin saflığını ve hiçbir gölgenin söndüremediği o göksel ateşi taşıyan isim. 
Neslihan, bu üç nefesle çocuğun derisinin altına kızıl bir damar mühürledi. Ona kanında güneşi taşımayı ve karanlıkta yönünü hiç kaybetmemeyi yazgı etti.
Ama sabah olduğunda sülale ocak başında toplandı. Aile meclisi, güçlü parıltının kaderi kışkırtacağını düşündü ve karar verildi, çocuk yalnızca bir ateş olmayacak, aynı zamanda Gülten olacak. Fars şiirinden alınmış bu isim “gül teni” demekti. 
Zehra’nın göksel ateşi, gül pembesiyle sarıldı; kızın ayakları dünyaya bastı, ruhu ise bahar yağmurundan sonra açan bir mayıs bahçesi gibi oldu.
Böylece, o iki yazgının tam kıyısında büyüdü. 
Zehra – göksel ateşin adı, Gülten – yeryüzü gülünün büyüsü. 
İki adın arasında bir kadın, bir anne. Benim annem.

Yazarın Diğer Yazıları