Nebahat RODOPLU

Kütüklerde Kalan İsimler, Geri Verilmeyi Bekleyen Kimlikler

Nebahat RODOPLU

1984'te yalnızca yaşayanların değil, daha önce ölmüş insanların kayıtlarının da değiştirildiğini biliyor muydunuz?

Birkaç gün önce, yaşanan bazı olaylar nedeniyle, baskı ve dayatma sonucunda verilen isimlerle vefat etmiş olanların öz isimlerinin geri alınmasına ilişkin hukuki düzenlemelerin varlığından haberdar oldum.

Bir Çanakkale gazisinin, 1984'ten onlarca yıl önce vefat etmiş olmasına rağmen, 1984 yılı sonrasında ismi değiştirilmiş ve bugüne kadar bu şekilde kalmış, yakınları bunu yeni öğrenmişler. Aynı durum, 1970'lerin başında vefat eden büyük amcamız için de ortaya çıktı.

Bu tür isimlerin beyan olmadan geri verilemediğini duyuyorduk; fakat beyanı alınamayacak kadar önce ölmüş insanların isimleri, beyanları olmadan değiştirilebilmişti...

Bununla da bitmiyor. 1989'da Türkiye'ye göç eden bir tanıdığımız, yıllar sonra, zaman ve imkân bulup kendi ismini geri almak için başvurduğunda, kimliğinde baba adının hâlâ Bulgarca kaldığını görüyor. Babası Türkiye'de vefat etmişti, kendisine, babası bu isimle kayıtlı olarak vefat ettiği için böyle olduğu söylenmiş.

İşte bütün bu gibi nahoş durumlar karşısında, insan sormadan edemiyor:

Biz yalnızca kendi isimlerimizi mi geri aldık, yoksa aile kütüklerimiz hâlâ değiştirilmemiş midir?

Meğer Vefat Eden Yakınlarımızın İsimlerini Geri Almak İçin Bir Hukuk Yolu Varmış

1990 yılında çıkarılan düzenlemeyle, zorla değiştirilmiş isimlerin kişinin kendi isteğiyle, yazılı başvuru üzerine idari yoldan geri alınması sağlandı. Bu kolaylaştırılmış yol üç yıl uygulandı; 26 Kasım 1993'ten sonra isim değişiklikleri genel olarak yargısal usule bağlandı.

Vefat etmiş yakınlarımız açısından ise süreç daha sonra oluşturuldu.

2004 yılında - Başlangıç olarak 1 Ocak 1984 - 26 Kasım 1993 yılları arasında ölen ve isimleri geri alınmamış kişilerin çocuklarına, belirli şartlarla anne veya babalarının Türk isimlerini geri alma imkânı getirildi.

2007 yılında - Düzenleme genişletildi. Bugünkü hüküm, zorla isimleri değiştirilmiş ve isimleri geri alınmamış, 30 Haziran 2001 yılına kadar ölen kişilerin çocuklarına ve bazı durumlarda sonraki altsoylarına da başvuru imkânı tanıyor.

2015 yılında - Bu süreç, Medeni Kayıt Kanunu'nda ayrıntılı bir idari prosedüre bağlandı. Bugünkü 42 "a" maddesi, isim iadesi ve değişikliği için başvurunun nasıl yapılacağını ve kayıtların nasıl araştırılacağını düzenliyor.

Peki, Bugün Süreç Nasıl İşliyor?

42 "a" maddesine göre: Yazılı başvuru, doğum kaydının bulunduğu belediye veya ilçeye yapılabiliyor; yurtdışında yaşayan Bulgaristan vatandaşları bunu diplomatik veya konsolosluk temsilcilikleri aracılığıyla da yapabiliyor.

Görevli, medeni durum ve nüfus kayıtlarında “tam bir inceleme” yapmakla yükümlü. Eksik kayıtların başka belediyelerden kurum tarafından istenmesi de öngörülüyor.

İnceleme sonucunda isim iadesi veya değişikliği hakkında karar veriliyor. Yani işlem tamamen otomatik değil; mevzuat kapsamında idari değerlendirme yapılıyor ve ret kararına karşı itiraz yolu bulunuyor.

Burada “memurun keyfine bırakılmış” demek hukuken fazla ileri olur. Ancak vatandaşın başvurusu, belgelerin incelenmesi ve karar verilmesi bakımından idari makamın değerlendirmesine tabi. Bu nedenle uygulamanın nasıl yapıldığı ve vatandaşın ne kadar bilgilendirildiği önem taşıyor.

2026 yılında Neden Hâlâ Yeni Bir Düzenleme Gerekiyor?

Tam da bu nedenle 2026'da yeniden bir düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmış görünüyor. 18 Haziran 2026'da Bulgaristan Parlamentosu'na sunulan kanun teklifinde, zorla değiştirilmiş isimlerin kayıtlarının resen düzeltilmesi öngörülüyor. Teklif yalnızca ölmüş kişileri kapsamıyor; isimlerini daha sonra geri almış yaşayan kişilerin eski, zoraki isimlerinin de kayıtlardan resen silinmesi; isimlerini hayattayken geri alamadan ölen kişilerin isimlerinin ise devlet tarafından resen geri getirilmesi hedefleniyor.

Peki neden? Bulgaristan Belediyeler Birliği'nin 29 Haziran 2026 tarihli görüşünde, 1984'teki isim değişiklikleri ile 1990–1993 yılları arasındaki iadelerin farklı yerlerde yürütülmesi nedeniyle eski doğum ve nüfus kayıtları, başvurular, mahkeme kararları ve elektronik kayıtlar arasında ciddi uyumsuzluklar bulunabildiği belirtiliyor. Belgelerin farklı belediyelerde, arşivlerde ve mahkemelerde bulunması da işlemleri zorlaştırıyor.

Yani bugün hâlâ mesele yalnızca “isim iade edilsin mi” meselesi değil; devletin kendi değiştirdiği kayıtları eksiksiz biçimde nasıl düzelteceği meselesidir.

Biz Yeni Bir Hak İstemiyoruz

Birer Türk olarak doğmuş, Türk olarak yaşamış insanların isimleri devlet eliyle değiştirildi. Bugün devletin elinde, bu kayıtların önemli bir bölümü hâlâ duruyor. O hâlde neden vatandaş, yıllar önce ölmüş yakınlarının ismini düzeltmek için arşiv arşiv dolaşmak zorunda kalıyor?

Dahası, 1989'da kendi ismini geri almış insanların bile, 1984 sonrasında isimleri değiştirilmiş ve daha önce vefat etmiş yakınlarının arşivlerde hâlâ Bulgarca isimlerle kayıtlı olduğunu bilmemeleri mümkün. Ayrıca yalnızca vefat etmiş kişilerin değil, 1984–1989 döneminde isimleri zorla değiştirilmiş olup daha sonra çeşitli nedenlerle isimlerini geri alamamış hayattaki insanların da resen düzeltme kapsamında unutulmaması gerektiğine inanıyorum.

Devlet kendi değiştirdiği kayıtları kendisi düzeltebilir; ama bunu yaparken miras, tapu, vatandaşlık, sosyal haklar, çalışma ve emeklilik kayıtları gibi kazanılmış haklar kesinlikle korunmalı; eski ve yeni isim arasındaki hukuki bağ açıkça muhafaza edilmelidir.

Biz yeni bir hak istemiyoruz. Bize ait olanın yerine konmasını istiyoruz.

Kütükler düzeltilmeli, insanlar yeniden uğraştırılmamalı ve kimse geçmişte uğradığı haksızlığın izini bugün kendi başına temizlemek zorunda bırakılmamalıdır.

Bu yalnızca Türklerin değil; hukukun, devlet ciddiyetinin ve insan onurunun meselesidir.


Bahsettiğimiz konunun Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları veya AB’nin azınlık hakları standartlarıyla direkt bağlantısı var, bu mevzunun yalnızca Bulgaristan içi değil, evrensel bir hukuk ve insan onuru meselesi olduğunu gösterir.
İsimlerin yalnızca kimlik değil, dil ve kültür hafızasıyla da ilişkili olduğunu vurgularken, “isim” meselesini daha geniş bir kültürel kayıp olarak görmeliyiz.
Devletin kendi arşivlerini temizlemesi gerektiğini söylerken, bunun aynı zamanda kolektif hafızanın onarımı olduğunu belirtebiliriz. Sonuçta kütükler yalnızca kayıt değil, toplumun belleğidir.
Bugün bu düzenlemeler yapılmazsa, yarın torunların miras, vatandaşlık veya soy araştırmalarında hâlâ Bulgarca isimlerle karşılaşacağına dikkat çekmek isteriz.
İsimlerimizi geri almak, yalnızca geçmişin yükünü hafifletmek değil; geleceğin adaletini kurmaktır. Devletin görevi, kendi koyduğu yanlış kaydı düzeltmektir. Biz, yalnızca kendi adımızı değil, ailemizin ve toplumumuzun onurunu geri istiyoruz.

Fotoğraf: Basri Zibalid Çalışkan

Yazarın Diğer Yazıları