Nebahat RODOPLU

Mülksüzleştirme, zamanaşımı tuzakları ve ihale oyunları ( 3.bölüm )

Nebahat RODOPLU


* Zamanaşımı tuzağı ( Придобивна давност )

Batı hukukundaki "zilyetlik" kavramı, komşu coğrafyalardaki sinsi mülksüzleştirme pratiklerinden (Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi modellerinden) esinlenerek bir silah haline getirilmiştir. Bir mülkü uydurma belgelerle elinde tutan veya vergisini ödeyen bir kişi, 10 yıl boyunca nizasız şekilde o mülkü işletirse yasal sahibi olabilmektedir. Can havliyle Türkiye’ye sığınan ve fiziksel olarak orada bulunamayan Türklerin mülklerine bu yolla yerelde el konulmuştur.
1989 yılında Bulgaristan'da yüz binlerce Türk zorunlu göçe maruz kaldı. 11 Ocak 2012 yılında Bulgaristan Parlamentosu, 1989 göçünü resmen bir "Etnik Temizlik" olarak tanımıştır. Devletin kendi en üst organıyla tescil ettiği bu tarihi suç, geride kalan Türk mülkleri üzerindeki tüm tasarrufları hukuken şaibeli hale getirmektedir. Can güvenliği tehdidiyle, bir etnik temizliğin kurbanı olarak topraklarından sürülen insanların mülkleri, barış döneminde sinsi bürokratik mekanizmalarla eritilmiştir.
Bu göç, yalnızca insanların yaşadığı yerleri terk etmesi anlamına gelmedi. Birçok insan evlerini, tarlalarını ve diğer taşınmazlarını geride bıraktı. Türkiye'de yeni bir hayat kurma mücadelesi, sınır ve bürokrasi sorunları, ekonomik imkânsızlıklar ve Bulgaristan'daki mülkiyet kayıtlarının karmaşıklığı, birçok kişinin taşınmazlarını uzun süre takip edememesine yol açtı.
Sonraki yıllarda bazı mülk sahipleri, taşınmazlarının durumunu ancak çok geç öğrendi. Özellikle eski tapu ve kadastro kayıtlarıyla yeni kayıtların eşleştirilmesinde yaşanan sorunlar, miras zincirlerinin belgelenememesi ve üçüncü kişilerin uzun süreli fiilî kullanım iddiaları çeşitli mülkiyet uyuşmazlıklarına yol açtı.

* Gizli ihale ve tebligat usulsüzlüğü

Devlet, mülk sahiplerinin Türkiye'deki adreslerini ve kayıtlarını çok iyi bildiği halde resmi şahsi tebligat yapmaktan kaçınmıştır. Bunun yerine, mülkleri satmak veya hazineye devretmek için ilanları kimsenin okumadığı yerel gazetelerin en ücra köşelerine küçücük yazılarla basmışlardır. Kanuni kılıfı uydurulan bu ihalelere, yerel idarelerle iş birliği içindeki "tek paravan aday" girmiş ve çok değerli Türk arazileri rekabetsizce kapatılmıştır.
Bulgaristan hukukunda belirli koşullar altında taşınmaz mülkiyeti edinme zamanaşımı yoluyla kazanılabilir. Genel kural 10 yıl kesintisiz zilyetlik, iyi niyetli zilyetlik bakımından ise daha kısa bir süredir. Burada adil bir ayrım yapmak vicdani bir borçtur, geride kalan ve ciddi ekonomik zorluklarla boğuşan pek çok akraba veya komşu, sahipsiz kalan evleri ayakta tutmak, çatısını onarmak ve harabeye dönmesini engellemek adına iyi niyetli bir koruma sergilemiştir.

* Yalancı şahitlik ve noter oyunu

Eski tapuların (Osmanlıca veya krallık dönemi belgelerinin) yeni dijital kadastro sistemine kaydedilmesi süreçlerinde, yerel idarelerin göz yummasıyla "3 yalancı şahit" bulan fırsatçılar, asırlık Türk topraklarını kendi üzerlerine tescil ettirmişlerdir. Bu durum, Osmanlı tapularının ve göçmen haklarının yasal geçerliliğini tescil eden 1913 İstanbul ve 1925 Ankara Antlaşmaları gibi uluslararası metinlerin açık birer ihlalidir.
Tarımsal arazilerdeki “бели петна” (beyaz lekeler) uygulaması da benzer biçimde, sahipleri veya kullanıcıları belirli prosedürler içinde tespit edilemeyen ya da kullanım sürecine dahil olmayan arazilerin geçici olarak tarımsal kullanıma tahsis edilmesiyle ilgilidir. Bu sistemin kendisi doğrudan mülkiyet devri anlamına gelmez. Ancak mülk sahiplerinin ülkeden uzakta olması, bilgilendirme eksikliği ve bürokratik süreçlerin karmaşıklığı, hak kayıpları açısından ciddi riskler yaratabilir.
Asıl sorun burada ortaya çıkmaktadır: 1989'da zorunlu göçle ülkesinden koparılan insanların önemli bir bölümü, sonraki yıllarda kendi mülkleri üzerindeki hukuki ve fiilî denetimini de kaybetmiştir.
Bu nedenle mesele yalnızca tek tek tapu davalarından ibaret değildir. Mesele; zorunlu göçün yarattığı kopuş ile sonraki yıllarda işleyen hukuki, idari ve bürokratik süreçlerin bazı durumlarda nasıl birleşerek mülkiyet haklarının kaybına yol açabildiğinin araştırılmasıdır.
Her somut olayın belgeler üzerinden ayrı ayrı incelenmesi gerekir. Ancak yüz binlerce insanın zorunlu göçle yerinden edildiği bir ortamda, mülkiyet haklarının korunması için daha güçlü bilgilendirme, hukuki yardım ve kurumsal takip mekanizmalarının oluşturulmaması da başlı başına ciddi bir tarihsel ve siyasi sorundur.

Yazarın Diğer Yazıları