Uluslararası literatürde ve sosyolojide bir yerleşimin kimliği; yalnızca üzerinde dalgalanan bayrakla değil, o toprağın mayasını atan kurucularıyla, asırlar boyu dökülen diliyle ve biriken kültürel dokusuyla anılır.
Bu bilimsel rasyonaliteye rağmen, Balkan coğrafyasında Türk varlığına ait izlerin sistematik bir hafıza silme operasyonuna maruz kaldığı açık bir gerçektir.
Bu durumun en çarpıcı deşifresi, güncel yayınlarda karşımıza çıkan terminolojik çifte standarttır. Siyasi sınırların binlerce kilometre ötesinde, ta Kazakistan bozkırlarındaki Razumovka köyünü, Moldova’daki Tvarditsa ve Korten yerleşimlerini, ya da Romanya’nın Banat bölgesindeki Dudeștii Vechi (Star Bišnov) köyünü en ufak kerpiç evine kadar buralarını "etnik Bulgarlar kurdu, o yüzden onlar birer Bulgar köyüdür" diye büyük bir milliyetçi gururla sahiplenip haritalandıran zihniyet; yanı başındaki, asırlardır Türk yurdu olan topraklara "Türk köyü" denmesinden imtina etmektedir.
Daha da trajik olanı; zorunlu göçler ve asimilasyon politikalarıyla "kasten ve planlı olarak" insansızlaştırılan Türk köylerinin bugün harabeye dönmüş hallerini paylaşıp buradaki asırlık Türk izlerini tamamen yok sayarak "Bakınız kadim Bulgar köyleri nasıl yok oluyor" başlığıyla sunma cüretidir.
Gerçekte o dökülen sıvaların, sessiz sokakların ve yıkılan taş konakların arkasında yarım bırakılmış nice insan hayatları ve zorla koparılmış Türk kökleri yatmaktadır.
Gerçeği neden saklıyorsunuz? Bir örnek vereyim: Bizim oralarda çoktan sahipsiz bırakılan Dedeler ( Дядовци) дiye bir Türk köyü var. Şeytan Köprüsü ve Eğridere'nin yanı başında öylesine 'terk edilmiş bir köy' değildir.
Burası simgeleşmiş bir Türk köyü; onlarca öğretmen, yazar, şair ve aydın yetiştirmiş, eskiden bölgenin çok önemli bir eğitim ve kültür merkeziydi. Bölgenin en eski ve mimari açıdan en nitelikli taş evleri tam olarak buradadır ve bu da zamanında köyün ne kadar gelişmiş ve varlıklı bir yerleşim yeri olduğunu gösterir.
Burada hayat kendiliğinden sönmedi; baskılar, isim değiştirmeler, yok edilen değerler ve insanların zorla sürülmesi yüzünden boşaldı.
Dedeler Köyü'nün gerçek hikayesi yarım bırakılmış bir kültür ve büyük bir trajedidir. Ne yazık ki bu harabelerde sadece romantik bir sessizlik saklanmıyor.
Aslında Kırcaali bölgesinde yüzlerce, belki de binden fazla insansız ve terk edilmiş Türk köyü var. Hepsinin akıbeti ve acı hikayesi aynı.
Bu evler sahipsiz değiller, onlar atalarımızdan kalan bizim yadigarımızdır.
Tarihsel gerçeklerin ve yaşatılan trajedilerin üzerinin 'romantik bir sessizlik' bahanesiyle örtülmesine sessiz kalamazdım ve yine uzun bir yazı sunmaktayım dikkatinize. Bu sefer yazımı bölüm bölüm vereceğim.
( Devam edecek )