Nebahat RODOPLU

Kırcaali'de Tek Taraflı Tolerans Dönemi Bitmeli

Nebahat RODOPLU

Kırcaali’nin taş sokaklarında, minarelerden yükselen ezan sesiyle kilise çanlarının yankısı birbirine karışır. Bu şehir, gökyüzüne yükselen duaların ortak mekânıdır. Nehrin akışı gibi, sesler de birbirine karışarak çok kültürlü bir ahengin parçası olmuştur.

Bugün bazı sesler, bu kadim ahengi “gürültü” diye küçültmeye kalkıyor. Oysa ezan, bu toprakların hafızasında bir çağrıdır: sabahın serinliğinde umut, gecenin sessizliğinde huzur. Zulüm kelimesini ezana yakıştıranlar, tankların köylere girdiği, isimlerin yasaklandığı, dillerin susturulduğu karanlık yılları unutmuş görünüyor. Kırcaali’nin asırlık kimliğine ve inanç özgürlüğüne yönelik organize bir rahatsızlık algısı üretilmeye çalışıldığını hayretle ve esefle takip ediyoruz.

Yatsı ezanını kastederek "Bu bize yapılan bir zulümdür" diyecek kadar haddini aşanlara; bu toprakların gerçek tarihini, uluslararası hukuku ve asıl zulmün ne olduğunu hatırlatmak artık kaçınılmaz bir görev olmuştur.

​"Burası Bulgaristan, buranın kurallarına uyacaksınız" sığlığına sığınanlar iyi dinlesin:

Etnik Türklerin ve Müslüman azınlığın bu topraklardaki varlığı ve hakları kimsenin iki dudağı arasında veya lütfunda değildir. Haklarımız, yalnızca ulusal mevzuata değil, aynı zamanda uluslararası hukukun sarsılmaz güvencesine dayanmaktadır:

1909 İstanbul Protokolü: Azınlıkların din ve eğitim haklarını güvence altına almıştır.

1913 İstanbul Antlaşması: Türkçe eğitim ve vakıf haklarını sınır şartı olarak tanımlamıştır.

1919 Neuilly Antlaşması: Bulgaristan’ın uluslararası taahhütlerini pekiştirmiştir.

1925 Ankara Dostluk Antlaşması ve İkamet Sözleşmesi: İki ülke arasındaki ilişkilerin kurucu belgeleri olarak azınlık haklarını garanti etmiştir.

Bunlara ek olarak, Bulgaristan’ın taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme, din ve vicdan özgürlüğünü mutlak bir yükümlülük haline getirmektedir.

Geçmişte yaşanan ve bizzat Bulgaristan Parlamentosu tarafından 2012 yılında resmen bir 'etnik temizlik' olarak lanetlenen asimilasyon politikaları, bu uluslararası hukukun çiğnenmesinin acı bir sonucudur. Bugün din, dil ve vicdan hürriyeti; Bulgaristan’ın da imzacısı olduğu Avrupa Birliği Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca, bu ülkenin bir Avrupa Birliği üyesi olarak uymak zorunda olduğu küresel ve mutlak bir hukuki yükümlülüktür. Bu belgeler, azınlık haklarının uluslararası garanti altında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

​Tarih Ne Diyor? Kırcaali’nin Kökenleri

Kırcaali, 14. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı’nın bölgeyi fethiyle birlikte, fethin kumandanı Kırca Ali’nin adını alarak kurulmuş ve yüzyıllar boyunca tam bir Türk ve İslam kültür merkezi olarak kalmıştır. Bölgeye Hristiyan nüfusun kitlesel olarak yerleştirilmesi ancak 1912-1913 Balkan Savaşları sonrasında, şehrin Bulgaristan Krallığı'na dahil edilmesiyle başlamıştır. Özellikle 1920’li ve 1930’lu yıllarda uygulanan devlet politikalarıyla, dışarıdan getirilen göçmenler buraya yerleştirilmiş ve şehrin demografik yapısı planlı bir şekilde değiştirilmek istenmiştir. Bu iskan politikalarına ve sonraki yıllarda yaşanan büyük göç baskılarına rağmen, Kırcaali bugün hâlâ etnik Türklerin ve Müslüman nüfusun kendi kimliğini koruduğu en yoğun bölgedir.

​Tarihin İronisi ve "Kurtuluş" Dayatması

Bugün, tarihi kayıtlar açıkça göstermektedir ki, Kırcaali, askeri bir çaresizlikten ziyade, komuta kademesindeki büyük bir basiretsizlik ve ardından gelen diplomatik bir feda ile masadaki zorunlu uzlaşılar neticesinde devredilmiştir. Bu tarihi gerçeğe rağmen, şehrin kurucusu ve asıl unsuru olan Türk nüfusun, her yıl 21 Ekim’de bu sürecin başlangıcını bir 'kurtuluş günü' olarak izlemek durumunda kalması derin bir tezat barındırmaktadır. ​Kendi kadim topraklarında, bu tür bir tarihsel tezatla karşı karşıya bırakılan bir toplumun, bugün de ibadet hürriyetinin en temel simgesi olan ezan sesi üzerinden desibel hesaplarına maruz bırakılması, ne yazık ki, yapıcı bir arada yaşama kültürüne hizmet etmemektedir.

​Bugün, Saat Kulesi’nden yarım asırdır günde 17 kez yankılanan “Uyanış Dönemi Şarkıları”nı (Възрожденски песни) olağan sayanların, konu günde 5 defalık ezan sesi olduğunda gösterdiği bu aşırı hassasiyet, hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Yaklaşık elli yıldır günde 17 defa bu marşları dinletmeyi olağan kabul eden bir yaklaşımın, ezanı tartışmaya açması açık bir çifte standarttır.

Bu toplumun hafızasıyla alay etmeyin! Biz 80’li yıllarda dinimizi, dilimizi, ezanımızı yasaklayan zulmü yaşadık. O karanlık “Sözde Soya Dönüş” zihniyetinin gölgesi hâlâ üzerimize düşüyorsa, buna karşı susmayacağız. Biz 80’li yıllarda dinimizi, dilimizi, ezanımızı yasaklayan zulmü, tanklarla girilen köylerimizde, başta Rodoplar'ın köylerinde ve Bulgaristan genelindeki Türk yerleşim yerlerinde etnik Türk ahalinin uğradığı gerçek acılarla, dökülen kanlarla ve asimilasyon işkenceleriyle yaşadık.

Yoksa, o karanlık "Sözde Soya Dönüş" zihniyetinin gölgesi biçim değiştirerek el altından devam mı ettirilmek isteniyor?

Eğer öyleyse, buna karşı asla susmayacağız.

Türkiye’de Demir Kilise restore edilip yeniden ışığa kavuşurken, Edirne’de Sveti Georgi Kilisesi ibadete açılırken; Bulgaristan’da Osmanlı-Türk vakıf mallarının hâlâ geri verilmemesi, tarihsel bir tezat olarak duruyor. Çanların özgürce çaldığı bir ülkede, ezanın sesini kısmaya kalkmak, komşuluk hukukuna ihanettir. Kırcaali’nin göğünde ezan da çan da yankılanacaktır. Çünkü bu şehir, çok kültürlü bir hafızanın şiiridir. Geçmişte bizi susturmaya çalışanlar başaramadı.

Biz Bu Filmi 80’li Yıllarda Gördük: Akıllarda Tek Soru

Ezan sesine "zulüm" diyenler, bu toplumun hafızasını hafife almasın. Bizler, daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte, 1980’li yıllarda dinimiz, dilimiz, isimlerimiz ve ezanlarımız yasaklandığında yeterince büyük travmalar yaşadık. Tanklarla girilen köylerimizde, başta Rodoplar'ın köylerinde ve Bulgaristan genelindeki Türk yerleşim yerlerinde etnik Türk ahalinin uğradığı gerçek zulümler, dökülen kanlar, asimilasyon işkenceleri hâlâ sinemizde bir kordur.

Yoksa, o karanlık "Sözde Soya Dönüş" zihniyeti biçim değiştirerek el altından devam mı ettirilmek isteniyor?

Mütekabiliyet (Karşılıklılık) Nerede?

Eğer mesele medeniyet ve saygı ise, yüzümüzü biraz da Türkiye’ye çevirelim. Türkiye Cumhuriyeti, kendi topraklarındaki Bulgar kültürel ve dini mirasına nasıl sahip çıkıyor, hepimiz görüyoruz.

Bu örnekler, gerçek hoşgörünün nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Üstelik Türkiye'deki Bulgarlara ait tarihi mülkler kendilerine iade edilirken, Bulgaristan'daki Osmanlı-Türk vakıf mallarının iadesi süreci ne yazık ki sürekli yargı engellerine takılmakta ve bu tarihi mülkler kamulaştırılmaktadır.

Türkiye’de kiliseler, mülkler ve çanlar bu kadar büyük bir saygı ve özgürlükle korunurken; Bulgaristan’da asırlardır bu topraklarda yankılanan ezanın sesini tartışmaya açmak, karşılıklılık ilkesine de komşuluk hukukuna da ihanettir. Kimse etnik Türk toplumundan tek taraflı bir asimilasyon sessizliği ve mutlak bir tolerans beklemesin.

Hoşgörü, tek şeritli bir yol değildir

Sonuç olarak; Kırcaali, tarihiyle, kültürüyle ve insanıyla çok kültürlü bir şehirdir. Din ve vicdan hürriyeti, hem uluslararası anlaşmaların hem de AB müfredatının koruması altındaki mutlak bir haktır. Bu şehirde ezan da okunacaktır, çan da çalacaktır. Herkesi haddini bilmeye, geçmişin acılarına, uluslararası hukuka ve karşılıklılık esasına saygı duymaya davet ediyoruz.

Unutulmasın ki, geçmişte bizi susturmaya çalışanlar başaramadı, bugün sosyal medya kurnazlığıyla bunu denemeye kalkanlar da asla başaramayacaktır…

Yazarın Diğer Yazıları