Mümin TOPÇU

Harmanlı Katliamı Esnasında Yaşanan İnsani Felaket

Mümin TOPÇU

Giriş notu
Son yıllarda neredeyse bütün göçmen STK'larımız Balkanlar'ın çeşitli bölgelerinde yaşanmış katliam ve facialarla ilgili çeşitli anma etkinlikleri düzenlemekte. Ne var ki Harmanlı Katliamı hakkında düzenlenmiş bir sempozyum ya da anma töreninden bugüne kadar neredeyse hiç söz edildiğini duymadım.
Acaba hangi sebepten dolayı, bu katliamdan hiç söz edilmemekte?
Asıl kendi ecdadımızın yaşadığı, bu insanlık dışı felaketi ne zamana kadar görmezlikten geleceğiz?
Alttaki ele aldığımız metin, bir polemik yazısından ziyade tarihî hafıza ve insanlık vicdanı üzerine bir araştırma-deneme niteliği taşımakta. Umarım, bu da onun kalıcılığını artırır. Özellikle duygusal ton ile tarihî sorumluluk arasında bir denge kurmaya çalıştık; ne hamasete kaçıyor ne de yaşanan insani trajediyi sıradanlaştırıyor. Amacımız tarihin unutulmuş bir sayfasını vicdanın, hafızanın ve insanlığın diliyle yeniden görünür kılmaktır.

Harmanlı Katliamı Esnasında Yaşanan İnsani Felaket

Bulgaristan'ın karla örtülü yollarında, dondurucu Ocak gecelerinde yaşanan bazı acılar vardır ki, üzerinden yüz kırk yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ hak ettiği ilgiyi göremez.
Harmanlı Faciası da bunlardan biridir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani halk arasında bilinen adıyla 93 Harbi, yalnızca orduların karşı karşıya geldiği bir savaş değildi. Bu savaş, milyonlarca insanın kaderini değiştiren büyük bir göç ve felaket sürecini de beraberinde getirdi.
Ocak 1878'de Harmanlı ve çevresinde yaşanan olaylar, Balkan Türk göçleri tarihinin en trajik safhalarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Türk tarih yazımında sıklıkla "Harmanlı Katliamı" olarak anılan bu olaylar, farklı kaynaklarda çeşitli şekillerde ele alınmış, yaşanan can kayıplarının boyutu ve olayların gelişim seyri konusunda ise farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
Tarih bazen yalnızca olanları değil, unutturulanları da saklar. Bazı ölümler vardır; mezar taşı bulamaz. Bazı acılar vardır; tarih kitaplarının dipnotlarına bile sığmaz ve bazı yollar vardır ki, üzerinden geçenlerin ayak izleri değil, çığlıkları kalır. Harmanlı, işte böyle bir hatıranın adıdır.
Süleyman Paşa'nın Filibe'deki geri çekilişi sonrasında oluşan büyük muhacir kervanı, dönemin tanıklarının ifadelerine göre on binlerce araba ve yüz binlerce insanı kapsayan olağanüstü bir insan seline dönüşmüştür. Amerikalı subay ve askerî gözlemci Francis Vinton Greene, Filibe'den Edirne istikametine yönelen bu devasa muhacir hareketinden söz ederek kafilenin yaklaşık 20 bin arabadan oluştuğunu kaydetmektedir. Bu kaynaklarda kafilenin büyüklüğü konusunda 150 bin ile 200 bin arasında değişen tahminler yer almaktadır. O yolun en karanlık duraklarından biri ise Harmanlı'dır.
Bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan bu küçük şehir, bir zamanlar büyük bir insanlık trajedisinin sessiz tanıklarından biri olmuştur.
Arşivler farklı rakamlar verir. Kaynaklar farklı anlatımlar sunar.
Tarihçiler olayların ayrıntıları üzerinde tartışabilir. Ancak değişmeyen bir gerçek vardır: O kış, Meriç vadisinde büyük bir insanlık felaketi yaşanmıştır. Açlık vardı. Hastalık vardı. Tipi vardı. Soğuk vardı. Ölüm vardı, hem de her yerde...
16-19 Ocak 1878 tarihleri arasında Harmanlı'nın doğusunda bulunan göçmen kafileleri ile Rus birlikleri arasında yaşanan olaylar tarih literatüründe önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Rus askerî kaynaklarında, muhacir kafileleri arasında bulunan silahlı unsurların Rus birliklerine ateş açtığı ve bunun sonucunda askerî müdahalenin gerçekleştiği ileri sürülmektedir. Buna karşılık Osmanlı ve Türk kaynakları, kafilelerin büyük ölçüde sivillerden oluştuğunu, saldırının düzensiz ve savunmasız muhacir grupları üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurduğunu belirtmektedir.
Kaynaklar arasında görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, bölgede büyük çaplı bir insani felaket yaşandığı konusunda genel bir mutabakat bulunmaktadır. Çatışmaların yanı sıra sert kış şartları, açlık, hastalık ve göç yollarındaki düzensizlikler nedeniyle çok sayıda insan yaşamını kaybetmiştir. Kafilelerin dağılması sonrasında birçok muhacir çevre köylere sığınmaya çalışmış, bazı gruplar ise yağma ve saldırılara maruz kalmıştır.
Harmanlı çevresinde bulunan muhacir kafilelerinin sayısı konusunda tarihçiler arasında kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Çeşitli kaynaklarda on binlerle ifade edilen rakamların yanı sıra daha yüksek tahminler de yer almaktadır. Ancak dönemin olağanüstü koşulları ve kayıt sistemindeki yetersizlikler nedeniyle kesin kayıp sayısını belirlemek güçtür.
Bununla birlikte, 93 Harbi sürecinde Balkanlar'dan Anadolu'ya yönelen Müslüman göçlerinin yüz binlerce insanı kapsadığı ve bu süreçte çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği tarihsel açıdan tartışmasız bir gerçektir. Harmanlı olayları da bu geniş çaplı göç ve ölüm sürecinin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Ocak 1878'de Harmanlı çevresinde yaşananlar, işte bu büyük göç trajedisinin en karanlık sayfalarından biri olarak anlatılır.
Muhacir konvoyları arasına karışmış dağınık askerler, yorgun insanlar, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar, çatışma alanının ortasında kaldılar. Olayların nasıl başladığı konusunda farklı anlatımlar vardır.
Balkanlar'ın üzerine çöken o uzun ve acımasız kışın ortasında, yalnızca cephelerde savaşılmıyordu. Osmanlı-Rus Savaşı'nın, yani 93 Harbi'nin son aylarında, savaşın görünmeyen cephesi yolların üzerindeydi.
Tuna boylarından, Dobruca'dan, Filibe'den, Eski Zağra'dan, Kazanlık'tan ve Rodoplar'ın eteklerinden kopup gelen yüz binlerce Müslüman Türk ailesi, yaklaşan Rus birliklerinden ve yerel silahlı grupların saldırılarından kaçmak için yollara düştü.
Kış şartları acımasızdı. Ayaz, açlık ve hastalık kadar ölümcül olan başka bir gerçek daha vardı: belirsizlik. Arkalarında bırakmak zorunda kaldıkları evler, mezarlıklar, tarlalar ve hatıralar vardı. Önlerinde ise yalnızca belirsizlik. Kimi öküz arabasında, kimi yürüyerek, kimi hasta çocuğunu sırtında taşıyarak ilerlemektedir. Hepsinin yönü aynıdır: Edirne. Hepsinin duası aynıdır: Kurtulabilmek. Ancak savaşın seyri değişmiş, Osmanlı savunma hatları çökmüş ve büyük kafileler Filibe ile Edirne arasında sıkışıp kalmıştı.
Kafilelerde çoğunluğu kadınlar, çocuklar ve yaşlılar oluşturuyordu. Haftalarca süren yolculuğun ardından insanlar hem açlıkla hem hastalıklarla hem de Balkanlar kışının öldürücü soğuğuyla mücadele ediyordu. Birçoğu için ölüm, kurşundan önce ayazın içinde geliyordu.
Ancak tartışmasız olan gerçek şudur: Harmanlı civarında on binlerce muhacirin içinde bulunduğu büyük bir insanlık felaketi yaşanmıştır.
Muhacir kafilelerinin geçtiği yollar cesetlerle dolmuş, aileler parçalanmış, çocuklar soğuktan donmuş, insanlar ulaşmayı hayal ettikleri güvenli limana varamadan yaşamlarını kaybetmiştir.
16-19 Ocak 1878 günlerinde Harmanlı çevresinde yaşananlar, Balkan Türk muhaceret tarihinin en trajik sayfalarından biri olarak hafızalarda yer aldı. Harmanlı'da yaşananlar, tek başına bir saldırı veya bir muharebe olarak değil, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'nin ortaya çıkardığı büyük insani yıkımın parçası olarak değerlendirilmelidir. Savaşın ardından Balkanlar'daki Müslüman nüfusun önemli bir bölümü yerinden edilmiş, yüz binlerce insan güneye doğru göç etmek zorunda kalmıştır.
Bazı Türk kaynakları on binlerce, hatta yüz binlerce muhacirin saldırıya uğradığını ve büyük bir insanlık dramı yaşandığını aktarırken; Rus ve Batılı kaynaklar olayları farklı biçimlerde yorumlamaktadır. Bu nedenle akademik açıdan en sağlam yöntem, katliamın ve muhacir trajedisinin unutulmuşluğunu vurgulamak, ancak tartışmalı rakamları kesin hüküm gibi sunmamaktır.
Savaşın kargaşası içerisinde dağılan muhacir kafileleri, çatışmaların, saldırıların, yağmaların ve dondurucu kış şartlarının arasında kaldı. Binlerce insan yollarda can verdi. Aileler parçalandı. Çocuklar sahipsiz kaldı. Nice insan, ulaşmak istediği güvenli topraklara birkaç günlük mesafe kala hayata veda etti.
O günlere tanıklık eden Batılı gazetecilerin aktardıkları da yaşanan trajedinin boyutunu göstermektedir. Fransız savaş muhabiri Dick de Lonlay, Filibe-Edirne yolu boyunca donmuş insan cesetleri gördüğünü, bazı yerlerde yüzlerce kişinin soğuğa yenik düştüğünü yazmıştır. Onun satırlarında savaş meydanlarından çok, göç yolları boyunca yaşanan bir insanlık dramı göze çarpar. Birbirine sarılmış halde donmuş aileler, çocuklarını korumaya çalışırken yaşamını yitiren anneler ve sabaha çıkamayan muhacirler...
İnsan bazen düşünmeden edemiyor:
Bir annenin son nefesinde çocuğunu sarmasının milliyeti olabilir mi?
Bir çocuğun ayazda donmasının siyaseti olabilir mi?
Bir insanın yersiz yurtsuz kalmasının ideolojisi olabilir mi?
Savaşların cevabı vardır; fakat acıların yoktur.
Belki de Harmanlı'nın en büyük talihsizliği budur.
Burada yaşananların üzerinden yüz kırk yılı aşkın zaman geçti. Anıtlar yükselmedi.
Büyük devlet törenleri yapılmadı.
Uluslararası sempozyumlar düzenlenmedi.
Hafızanın üzerine zamanın karı yağdı.
Oysa tarih, yalnızca kazananların hikâyesi değildir.
Tarih, sesini duyuramayanların da hakkıdır.
Harmanlı'da ölenler yalnızca bir dönemin muhacirleri değildi.
Onlar yarım kalmış hayatlardı.
Söylenememiş türkülerdi.
Büyüyememiş çocuklardı.
Bir daha açılamayan kapılar, yanına dönülemeyen evler ve kavuşulamayan topraklardı.
Bugün yapılması gereken şey eski düşmanlıkları diriltmek değildir.
Geçmişin yaralarını geleceğe taşımak da değildir.
Yapılması gereken; insanlığın ortak hafızasında eksik bırakılmış sayfaları tamamlamaktır.
Savaşın en ağır bedelini çoğu zaman silah taşımayanlar öder.
Belki de Harmanlı'nın asıl hüznü burada saklıdır.
Aradan geçen yaklaşık bir buçuk asra rağmen Harmanlı faciası, kamuoyunda ve akademik dünyada hak ettiği ölçüde bilinmemektedir.
Balkan göçleri üzerine yapılan çalışmaların önemli bir bölümü askerî ve siyasi gelişmelere odaklanırken, göç yollarında yaşanan insani kayıplar çoğu zaman gölgede kalmaktadır.
Oysa tarih yalnızca komutanların, orduların ve antlaşmaların hikâyesi değildir.
Tarih aynı zamanda adlarını bilmediğimiz insanların hikâyesidir.
Bir annenin donarak kaybettiği çocuğun...
Bir çocuğun bir daha dönemeyeceği evinin...
Bir yaşlının son kez baktığı köyünün hikâyesi...
Bunlar da tarihin ayrılmaz parçalarıdır.
Bugün Harmanlı'yı hatırlamak, yeni düşmanlıklar üretmek anlamına gelmemelidir. Tarihin görevi intikam değil, hakikattir. Geçmişte yaşanan acıları hatırlamak; başka halkların acılarını inkâr etmek değil, insanlığın ortak hafızasını eksiksiz kılmaktır.
Bu nedenle Harmanlı, yalnızca Balkan Türklerinin değil, savaşların siviller üzerinde bıraktığı yıkımı anlamak isteyen herkesin üzerinde düşünmesi gereken tarihî bir vakadır.
Belki de bugün yapılması gereken en önemli şey, kar altında kalmış bu hikâyeleri yeniden gün yüzüne çıkarmaktır.
Harmanlı da böyle bir hatıradır.
Balkan kışının ortasında donup kalan bir çığlık...
Zamanın karları altında örtülmüş bir insanlık dramı...
Bugün Harmanlı denildiğinde kaç kişi yüz binlerce muhacirin geçtiği yolları hatırlıyor?
Kaç üniversitede bu konu üzerine kapsamlı araştırmalar yapılıyor?
Kaç uluslararası toplantıda Bulgaristan Türklerinin yaşadığı insani kayıplar konuşuluyor?
Bu soruların cevapları ne yazık ki oldukça sınırlıdır.
Harmanlı'da yaşamını yitiren insanların hatırası; milliyet, din veya siyaset üstü bir insanlık meselesidir. Tarih bazen zaferleriyle değil, sessizlikleriyle konuşur. Harmanlı'nın sessizliği ise hâlâ Balkan rüzgârlarının arasında kaybolmuş binlerce isimsiz insanın hatırasını taşımaktadır. Onları anmak, yeni kinler üretmek değil; unutulmuş insan hikâyelerine vefa göstermektir.
Bu nedenle Harmanlı'da yaşananların ideolojik tartışmaların ötesinde, insanlık tarihinin acı sayfalarından biri olarak incelenmesi, bilimsel çalışmalarla aydınlatılması ve ortak hafızadaki hak ettiği yere kavuşturulması gerekmektedir.
 

Kaynakça Önerisi:

Justin McCarthy, Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims, 1821-1922.
Francis Vinton Greene, The Russian Army and Its Campaigns in Turkey in 1877-1878.
William Norton Medlicott, The Congress of Berlin and After.
Hikmet Süer, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi Rumeli Cephesi.
Turhan Şahin, Öncesiyle ve Sonrasıyla 93 Harbi.
Alev Keskin, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi Harp Tarihi Broşürü.

Yazarın Diğer Yazıları