Mümin TOPÇU

Rüzgârın, suyun ve gökyüzünün çağrısı

Mümin TOPÇU


Biraz önce genç bir arkadaşın düşüncelerini okudum, Bulgaristan'da azınlık topluluklarının birleşerek iktidara gelebilme varsayımını ortaya atıyordu.
Evet, ülkede bugün hâlâ ortak bir toplumsal formül bulunmuş değil. Etnik gruplar, kendi içlerinde bile birleşme iradesini ortaya koyamıyor.
Peki siz nasıl tahayyül ediyorsunuz:
Türkler, Pomaklar ve Romanlar aynı çatı altında buluşup iktidar koltuğuna oturabilirler mi?
Dediğim gibi, üstelik bu toplulukların henüz kendi köklü oluşumları bile yok. Çorak toprakta filizlenmeye çalışan fidanlar gibiler…
Resmî kurumların gölgesinde, tanıdık “her yerde hazır ve nazır, kendini seçilmiş gören” çevrelerin eliyle kurulmuş yapıları sayıp dökmenin de bir anlamı yok.
Onların ne kadar "kudretli ve ne kadar vâkıf" olduklarını zaten defalarca gördük; rüzgârın aynı melodiyi tekrar tekrar çalması gibi, yeterince tattık...
Bizim ihtiyacımız olan, kâğıt üzerinde kurulan yapılar değil; sahici bir toplumsal dayanışmadır. Dağlardan süzülen suların aynı denizde buluşması gibi, farklı köklerden gelen toplulukların aynı ortak iradede birleşmesi gerekir.
Artık sahte gölgelerden çıkmalı, “seçilmiş” diye kendini ilan eden çevrelerin kurduğu boş yapılarla oyalanmamalı.
Onların kudreti halkın değil, kendi çıkarlarının kudretidir.

***
Bir de göçü ve göç yollarını unutmayalım. Tabi ki, bu işin içinde göçmenler de olmalı...
Rodoplar'da veya Deliorman topraklarında akşamüstü güneşi, çitlembik dallarını ala boyarken, göçün hatırası yeniden canlanır.
Türkler, Pomaklar, Romanlar…
Hepsi aynı göç yollarında yürüdü; kimi zaman bir dere kenarında mola verdi, kimi zaman bir dağın yamacında umut aradı. Çitlembik ağacının gölgesi, onların ortak hafızasında bir sığınak oldu.
Arda ve Tuna boyu Türk köylerinin suları, dağlardan süzülen berrak bir hatıra gibi akar. Her dere, geçmişin sesini taşır; her kaynak, köyün hafızasında bir şarkı gibi yankılanır.
Terk edilmiş Türk köylerinin çeşmeleri, göç yollarında susuz kalanlara umut olmuş; tarlalarda alın terini serinleten bir dost gibi akmıştır.
Bugün hâlâ bu sular, köylerimizin kimliğini taşır. Hiç aşınmamış taş sokaklarında yürürken, suyun sesi bize geçmişi hatırlatır - dayanışmayı, imeceyi, ortak sofraları…
Her toplumun kalbinde bir şarkı vardır. Kimi zaman bir ninni, kimi zaman bir ağıt, kimi zaman da bir meydan çağrısı…
Her toplumun kalbinde bir hafıza vardır. Bu hafıza, bazen bir göç yolunun taşlarında, bazen bir köy çeşmesinin suyunda, bazen de bir türkünün nakaratında gizlenir.
Her yolculuğun sonunda bir sessizlik olur; ama bu sessizlik, unutmak için değil; hafızanın şarkısını daha derinden duymak içindir.
***
Biz, rüzgârın çağrısını dinledik, çitlembiklerin ala boyasını gördük,
köyümüzün sularını içtik, gökyüzünü ortak bayrak bildik ve hafızanın şarkısını söyledik.
Şimdi biliyoruz, birlik, yalnızca bir çağrı değil; hafızanın kendisidir.
Geçmişin izleriyle geleceğin umudu arasında kurulan köprüdür.
Bugün artık yalnızca hatırlamak değil, birlikte yeni bir yol açmak zorundayız.
Gökyüzünde dalgalanan bayrak, yalnızca bir sembol değil; hafızanın ve geleceğin ortak rengi.
Bu çağrı, yalnızca Bulgaristan’daki azınlıklar için değil; hafızasını korumak isteyen herkes için.

Fotoğraf: Güner Şükrü

 

Yazarın Diğer Yazıları