İhtirasın Ateşi, Arzunun Özlemi, Hazzın Türküsü
Mümin TOPÇU
* Balkan Türk kültürel hafızasında ihtiras, kimliğin korunma mücadelesi; arzu, memlekete dönüş özlemi; haz ise göçmen sofralarında ve türkülerde paylaşılan ortak sevinçtir.
İhtiras, arzu ve haz birlikte düşünüldüğünde insanın yaratıcı gücünü, aşkı, sanatı ve yaşamın kendisini besleyen bir döngü ortaya çıkar. Bu üçlü, insanın yaratıcı enerjisinin motoru gibidir.
Bugünün dünyasında ihtiras çoğu zaman tüketimle, üretkenlik ve rekabetle sınırlanıyor. Oysa Bulgaristanlı Türklerin kültürel hafızasında ihtiras, kimliği koruma ateşi, baskılar karşısında direnç ve var olma mücadelesidir. Tuna’nın taşkın sularında, Cebel meydanında ihtiras bir hayatta kalma enerjisi olarak yanar.
Arzu, modern kültürde reklamlarla yönlendirilirken, bizim camianın hafızasında köklere bağlanma isteğiyle yaşar. Memlekete dönüş hayali, köy meydanında yeniden buluşma özlemi, Arda boylarında yankılanan türkülerde dile gelir. Gökyüzünün mavisi, rüzgârın uğultusu, bir sevgiliye değil bir yurda duyulan özlemi taşır.
Haz, günümüz dünyasında çoğu zaman anlık tatminlere hapsedilir. Oysa göçmen sofralarında paylaşılan ekmekte, düğünlerde söylenen şarkılarda, bayramlarda yeniden kurulan birliktelikte gerçek haz bulunur. Sofraların sıcaklığı, türkünün melodisi, bayramın coşkusu. İşte Bulgaristanlı Türklerin kültürel hafızasının hazzı budur.
Geleneksel toplumlarda arzu toplumsal normlarla sınırlanırken, haz paylaşım ve ritüellerle kolektif bir anlam taşırdı. Kapitalist düzen ise ihtirası üretkenlik ve rekabet üzerinden körüklüyor, arzuyu yönlendiriyor, hazzı ise tüketimle sınırlıyor.
Benim "Çitlembikler Ala Boyanırken” metnimde de bu üçlü güçlü bir şekilde hissediliyor: tarihsel direnişin ateşi; memlekete ve kimliğe duyulan özlem; kolektif türkülerde ve bayramlarda yeniden doğan kimlik.
Divan şiirinde ihtiras aşkın yakıcı tarafı, arzu sevgiliye duyulan özlem, haz ise vuslatın kısa ama yoğun anıdır.
Bugün ise Bulgaristanlı Türklerin hafızası bize şunu hatırlatıyor: ihtiras, arzu ve haz yalnızca bireysel duygular değil; toplumsal kimliğin, kültürel dayanışmanın ve kolektif sevinçlerin dili olmalıdır.