Sandığın İradesi mi, Brüksel'in Vesayeti mi
Mümin TOPÇU
İki yıl öncesi, Romanya’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turu, “Rusya’nın müdahalesi” iddiaları nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Ertesi yıl seçimler yeniden yapıldı ve ikinci turda Nicușor Dan Cumhurbaşkanı seçildi.
Böylece seçim sonuçlarının dış müdahale gerekçesiyle geçersiz sayılması, AB ve uluslararası kurumların sürece dahil olmasını sağlamıştı.
Seçimlere birkaç gün kala, şimdi de Bulgaristan’da “Romanya modeli” tartışması başlatıldı.
Eğer dış müdahale iddiaları gerekçe gösterilerek seçim sonuçlarının iptal edilmesi veya ertelenmesi seçim zaferinin geçersiz sayılması ve sürecin yeniden sandığa gidilmesiyle sonuçlanabilir.
Eski Cumhurbaşkanı Rumen Radev, 19 Nisan 2026 erken seçimleri öncesinde “Romanya modeli”nin Bulgaristan’da da uygulanabileceğini öne sürdü. Radev’e göre, hükümetin Rusya müdahalesi iddialarını gündeme getirmesi, aslında AB’den yardım talep edilerek seçim sonuçlarını iptal ettirme planının parçası.
AB veya başka kurumların sürece dahil olması, ulusal egemenlik tartışmalarını mutlaka tetikler ve seçmenlerin seçim sistemine güveni zedelenir.
“Romanya modeli” meselesi, seçimlerin sadece teknik bir süreç değil, aynı zamanda kültürel hafıza ve demokratik meşruiyetin sınavı olduğunu gösteriyor.
Seçimlerin iptali, halkın iradesinin “askıya alınması” anlamına gelir. Bu, özellikle azınlıkların demokratik katılım hafızasında derin bir kırılma yaratır.
Uulusal egemenlik tartışmaları, Bulgaristan’daki Türk azınlık için “iki katmanlı bir temsil krizi” doğurur. Azınlıkların sesi bir kez daha susturulmuş olacaktır.
"Romanya modeli” Bulgaristan’ın ufkunda kara bir gölge gibi yükseliyor. Sandığın sesi, dış müdahale iddialarının gürültüsüyle bastırılmak isteniyor. Halkın iradesi, Brüksel’in soğuk koridorlarında sorguya çekilirken, azınlıkların demokratik nefesi bir kez daha kesiliyor.