Mümin TOPÇU

Güven köprüsünü Arda'nın suları alıp götürmüş...

Mümin TOPÇU

 
Birleşmiş Milletler'in en son verilerine dayanırsak, bugün Bulgaristan'da yaklaşık 800 bin Türk asıllı vatandaş yaşıyor.
2021 yılında gerçekleştirilen en son nüfus sayımının resmi istatistikler ise 508 378 (7,8%) Türkü işaret etmekteydi.
Belli ki, gitmek üzere olan statüko, resmi rakamları bile, kendine uygun şekilde düzenleyebiliyor...
Memlekette yaşayan Türkler, Balkanlar'da barınan en büyük azınlık toplumunu oluşturmakta.
Bir sözle, kendimizi ciddi bir şekilde önemseyebiliriz, öyle zannedildiği gibi hiç de küçük ve önemsiz bir etnik topluluk değiliz.
Ama ne yazık ki, şimdi sizlere böbürlenerek övününüz diyemiyorum; çünkü komünist rejimin yıkılmasından sonra, farklı siyasi görüşler ve demokrasi yoksunluğu bizim toplum içerisinde belirginleşmeyi, kutuplaşmayı artırdı.
Balkanlar’ın en büyük azınlığıyız; ama ne yazık ki bu büyüklük siyasi güce dönüşemedi. Komünist rejimin yıkılmasından sonra farklı görüşler, kutuplaşma ve ilgisizlik topluluğumuzu parçaladı.
Özellikle gençler arasında ideolojik ayrışmalar, dışlama ve tehdit algısı gibi sonuçlar doğurdular. Bu da etnik kültürel mirasın korunmasına ve kolektif bilincin güçlenmesine yeterince katkı sağlayamadı.
Farklı siyasi fikirler ve bize karşı uygulanan antidemokratik uygulamalar, topluluk içinde tartışma ve müzakere kültürünü geliştiremedi.
Bu süreç camiamızın adeta tamamen çözülmesine neden oldu.
Şu an paramparça dağılmış durumdayız.
Ne bir siyasi otoritemiz mevcut, ne de güvenebileceğimiz siyasi liderlerimiz bulunmakta.
Kendi aramızdaki mevcut siyasi farkındalık ve ilgisizlik, devletle olan ilişkilerimizi yeniden şekillendiremedi, zaten devlette bir türlü toparlanamadı ve hala sancı içinde kıvranmakta.
Topluluk içi güvenin zedelenmesi, akabinde aramızda kırılganlık kaynağı oldu.
Bütün bu sonuçlar kültürel kimliğimizi yeterince fazla zayıflattı.
Kültür, sadece düğünlerde bindallı giymekle veya sahnelere folklor grupları çıkarmakla yaşatılamaz ki.
Bugün birileri Doğancı, diğerleri Delyancı, çoğunluk oluşturan başka bir kategori ise apolitiklerden ibaret, onlar seçim sandığına yaklaşmak bile istemiyorlar.
Galiba, bizim genç kuşaklar, etnik kimlikten çok siyasi kimlik üzerinden kendilerini tanımlamaya başladılar. 
Aileler, akrabalar veya komşular arasında bile siyasi farklılıklar adeta çatışmaya dönüşmekte.
Tek bir güçlü siyasi ses yerine, bölünmüş küçük partiler ortaya çıktı. Bu durum, parlamentoda ve kamuoyunda etkin temsil gücünü azalttı.
Tek bir etnik siyasi parti, parlamentoda ve kamuoyunda daha güçlü bir ses oluşturur.
Kültürel ve eğitimsel yatırımlar olmadan siyasi çeşitliliğin sağlıklı bir zeminde gelişmesi gerçekten zor. 
Bulgaristan’daki Türk toplumu için en büyük sorunlardan biri, bu yatırımları üstlenecek kurumsal bir güç ya da stratejik vizyon eksikliği.
Her zaman olduğu gibi Bulgaristan'daki Türkler, tarihsel ve kültürel bağlar nedeniyle Türkiye’den yol gösterici bir rol bekliyor.
Bizim Türk toplumunun en büyük zaafı, dışarıdan gelecek yardımlardan çok kendi içindeki entelektüel elitleri harekete geçirebilme kapasitesi eksikliğidir
Bulgaristan'daki Türkler arasında da yüksek eğitimli, kültürel birikimi güçlü ve toplumsal sorumluluk bilinci taşıyan insanlar mevcut.
Kendi öz gücünü keşfeden bir toplum, dış desteğe bağımlı olmadan ayakta kalabilir. Bu, hem kimliğin korunmasını hem de siyasi parçalanmanın önlenmesini sağlar.
Bana kalırsa, Bulgaristan'daki Türkler için en kritik adım, bahsettiğim entelektüel elitlerin örgütlenme ve liderlik rolünü üstlenmesi.
Kültürel hafızayı, zaten yerelde yaşayan halk mensupları bir şekilde yaşatıyorlar, örnek olarak düğün ve folklor gelenekleri, dinsel etkinlikler muhafaza edilip canlı tutuluyorlar.
Halk gelenekleri yaşatıyor; ama entelektüel elit daha çok akademik, teorik veya siyasi düzlemde kalıyor. 
Halk ile elit arasında güven köprülerini Arda'nın suları alıp götürmüşler...
Dediğim gibi Türklerin yaşadığı yerleşim yerlerinde, yerel halk folklor festivalleri düzenleniyor, belki de 600 yıldır devam eden geleneksel Mevlid törenleri tertipleniyor, bu şekilde eski bağlar canlı tutuluyor.
Bulgaristan'daki Türklerin arasında yerel halkın yaşattığı folklor ve Mevlid geleneği, aslında kültürel hafızanın en güçlü taşıyıcıları.
 Bu tür etkinlikler, yüzlerce yıldır devam eden bağları canlı tutuyor ve topluluğun kimliğini koruyor. Topluluğun kendi iç dinamikleriyle kimliğini canlı tutabildiğini gösteriyor. 
Bu tür etkinlikler, hem kültürel hafızayı diri tutuyor hem de toplumsal birlik için doğal bir zemin sağlıyor.
 

Yazarın Diğer Yazıları