İlhan Küçük, neden 'hayır' demedi
Mümin TOPÇU
Bundan iki hafta önce, 20 Mayıs 2026’ da Avrupa Parlamentosu, A10-0103/2026 sayılı raporu kabul etti. Bu rapor, BM’nin 81. Genel Kurulu için AB’nin ortak tutumunu belirliyor.
Belgede Kıbrıs’a dair özel bir bölüm var: Türkiye’nin Kıbrıs’taki askerlerini derhal ve tamamen çekmesi çağrısı yapılıyor. Türk askerî varlığı, uluslararası hukukun ve AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ihlali olarak tanımlanıyor.
Benim dikkatimi başka nahoş bir ayrıntı çekti.
Asıl sarsıntı, Türk asıllı milletvekili İlhan Küçük’ün “evet” oyu oldu. Faşizan “Vızrajdane” bile “hayır” diyebilirken, “bizden biri” sandığımız Küçük, kimliğine aykırı bir tercih yaptı. Vefasızlık en çok içeriden geldiğinde kanatır; güvenin yıkılışı, kalpte açılan en derin yaradır. Onun tercihi, Renew Europe grubunun çizgisine uyumlu olabilir. Fakat Türkiye’den bakıldığında, bu bir Türk’ün kendi halkının menfaatine sırt çevirmesidir.
Bizden biri” sandığımız birinin yarattığı yara, insanın içini en çok acıtan şeydir; çünkü dışarıdan gelen darbeler değil, içeriden gelen yaralar insanı en çok kanatır. Burada söz konusu, vefasızlığın ağırlığı, güvenin yıkılışı ve içsel sarsıntıdır.
AP tarafından alınan karar, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde en hassas dosyalardan biri olan Kıbrıs meselesini yeniden gündemin merkezine taşıyor. “Derhal ve tamamen çekilme” çağrısı, diplomatik esneklikten ziyade sert bir siyasi mesaj içeriyor.
Bu durum, AB–Türkiye ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı yaratabilir; özellikle müzakerelerin donmuş olduğu bir dönemde, bu tür kararlar Ankara’nın tepkisini artırma potansiyeline sahip.
Bu oylama, Kıbrıs sorununu yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşırken, AB’nin kendi iç bütünlüğünü ve üyelerinin egemenliğini koruma refleksini pekiştiriyor. Bulgaristan örneği ise, AB içindeki ulusal delegasyonların nasıl farklı siyasi çizgilerle bölünebildiğini gösteriyor. Karar, hem insani hem jeopolitik boyutlarıyla, önümüzdeki dönemde AB–Türkiye ilişkilerinde belirleyici bir referans noktası olacak.
İlhan Küçük'e gelince, kendisinin durumu biraz trajikomik diyebiliriz, güya Türklerin oylarıyla milletvekili seçildi; ama şimdi Türkiye’nin menfaatlerine karşı oy kullanabiliyor. Demek ki, biz Türkler, kendisine boşuna yatırım yapmışız…
İlhan Küçük, Bulgaristan’dan seçilmiş bir Avrupa Parlamentosu üyesi ve “Renew Europe” grubunda yer alıyor. Onun “evet” oyu, AB’nin Kıbrıs konusundaki resmi çizgisine uyumlu bir tutum olarak okunmalı. Yani bu tercih, “Türk asıllı” kimliğinden ziyade, bağlı olduğu siyasi grubun ve Avrupa Parlamentosu’nun genel dış politika yöneliminin bir yansımasıdır. Bir faşizan “Vızrajdane” “ hayır” diyebiliyor; ama bizim İlhan Küçük “hayır” dememekte direniyor…
Bir milletvekilinin etnik kökeni, oy verme davranışını belirleyici olmalıdır. Avrupa Parlamentosu’nda üyeler, seçildikleri ülkenin ve grubun politikalarını temsil eder diye bir durum söz konusu değil; çünkü bir Bulgar asıllı milletvekili “hayır” derken, diğeri “çekimser” oy kullandı.
Dolayısıyla burada “Bir Türk insanına yakışır mı?” sorusu ortaya çıkıyor, şahsen ben bunu “kimliğe aykırı” görüyorum. Siyasetin dili, etnik kimlik diliyle çelişmemeli.
Ama yine de mesele sadece teknik bir “grup disiplini” meselesi değildir; çünkü bu karar, Kıbrıs’ta Türk askerî varlığını doğrudan “uluslararası hukukun ihlali” olarak tanımlıyor.
Bu noktada, bir Türk kökenli siyasetçinin bu ifadeye destek vermesi, doğal olarak duygusal bir tartışma yaratıyor. Kimlik ile siyaset arasındaki mesafe, toplumların hafızasında kolay kolay kapanmaz.
İlhan Küçük’ün tercihi, Bulgaristan’daki seçmen tabanına ve Avrupa’daki liberal çizgiye uygun olabilir. Ancak Türkiye’den bakıldığında, bu tercih “bizden biri”nin “bizimle çelişen” bir pozisyon alması gibi görülmekte.
Sanırım, İlhan Küçük’ü “evet” oyu kullanması için kimse zorlamamıştır, zaten kendisini AP’ye gönderen siyasi güç çoktan paramparça oldu, kendisinin davranışı Avrupa siyasetinin kurumsal mantığına yakışabilir; ama bir Türk insanının kişisel kimliğine asla uygun değildir...
Bu tercih, yalnızca bir oy değil; kimlik ve güvenin sınandığı bir dönüm noktasıdır.