Mümin TOPÇU

Şeytan Köprüsü kimler tarafından ve ne zaman yapıldı

Mümin TOPÇU

 
Doğu Rodoplar’ın derin vadilerinden geçen Arda Nehri, yüzyıllardır taşlara ve sulara kendi hikâyesini fısıldamakta. Eğridere (Ardino) kasabasına on kilometre mesafede, bu fısıltıların üzerine kurulmuş bir örgülü taş kemer yükselir: Şeytan Köprüsü.
Arda Nehri’nin azgın sularına karşı üç kemerle direnen bu taş köprü, Osmanlı mühendisliğinin zarif bir örneği olduğu kadar Balkanlar halk belleğinin efsaneleriyle yoğrulmuş bir sembolüdür.
Köprünün yapımına dair kesin belgeler yoktur; ne bir kitabe ne de arşivlerde bir ferman bulunur. Rivayetler, köprünün Beşinci Yavuz Sultan Selim döneminde, 1515–1518 yılları arasında inşa edildiğini söyler.
Osmanlı’nın Balkanlar’daki hâkimiyetini pekiştirdiği yıllarda, ticaret yollarını ve askerî geçişleri kolaylaştırmak için böyle eserler yükselmişti. Mimarı bilinmez; ama taşların dili, yerel ustaların emeğini ve Osmanlı mühendisliğinin zarafetini anlatır.
Bu köprü gerçekten kimler tarafından ve ne zaman yaptırılmıştır?
Köprünün ölçüleri bile bir şiir gibidir: 56 metre uzunluk, 3.5 metre genişlik, 12 metreye varan yükseklik. Üç büyük kemer ve iki küçük tahliye gözüyle Arda’nın azgın sularına meydan okur.
Adına gelince. Halk belleği köprüyü şeytanla özdeşleştirmiştir. Bir efsaneye göre, köprünün sudaki yansıması şeytan siluetini andırır. Bir başka rivayet, köprüyü inşa eden ustanın nehrin kudretine karşı koyamayınca şeytanla anlaşma yaptığını söyler. Şart bellidir: köprü tamamlandığında yansıması şeytanın yüzünü gösterecektir.
“Beşinci Selim” söylencesi ise sadece tarihî bir yanılgıdan ibarettir. Osmanlı’da V. Selim adında bir padişah yoktur. Bu yanlış aktarım, halkın köprüyü bir “sultan emriyle yapılmış eser” olarak görme eğiliminden doğmuş olmalı. Yavuz Sultan Selim ile ilişkilendirme ise yalnızca dönemsel bir çakışmaya dayanır; köprünün tahmini yapım tarihi onun saltanat yıllarına denk gelmiş olabilir. Yavuz döneminde Osmanlı’nın Balkanlar’daki hâkimiyeti pekişmişti. Bu tür altyapı projeleri, hem askerî hem ticari geçişleri kolaylaştırmak için yapılmış olabilir.
Yeniden sormadan edemiyoruz, bütün bunların kanıtları nerede? Köprü üzerinde herhangi bir tarihî kitabe veya inşa yazıtı bulunmamaktadır. Osmanlı arşivlerinde bu köprüye dair doğrudan bir ferman, inşa emri ya da mali kayıt henüz tespit edilememiştir. Her ne kadar Osmanlı mimarisine uygun olsa da, bu tarz köprüler farklı dönemlerde de yapılmıştır. Mimari tek başına kesin bir tarih veremez.
Yavuz Sultan Selim ile bu köprü arasındaki ilişki tarihî bir gerçeklikten çok kültürel bir varsayım gibi duruyor. Elimizdeki bilgilerle bu bağlantıyı doğrulamak mümkün değil. Ancak bu tür efsaneler, halk belleğinin nasıl şekillendiğini ve tarihî yapılarla nasıl duygusal bağ kurulduğunu gösteren güzel örneklerdir.
Ama işte tam da burada tarih ile efsane birbirine karışmakta. Arşivlerde sessizlik vardır; taşlarda ise halkın belleği yankılanır. Köprü, Osmanlı mühendisliğinin zarif bir örneği olduğu kadar, Balkan Türk-İslam kültür mirasının da sembolik bir parçasıdır.
Rodoplar’da bu köprü yalnız değildir. Arda vadisinde başka taş kemerler, hanlar, camiler vardır. Kırcaali barajının suları altında kaybolmuş başka bir büyük köprü, yalnızca fotoğraflarda yaşamaya devam eder.
Bizans döneminden kalan köprülerin Osmanlı tarafından restore edildiği bilinir; fakat çoğunun isimleri ve yapım tarihleri belirsizdir. Sessiz tanıklardır onlar; taşların hafızasında saklıdır geçmiş.
Bugün Şeytan Köprüsü, hem tarihî hem doğal güzellikleriyle trekking ve kültür turizminin uğrak noktasıdır. Ama asıl değeri, halkın anlattığı efsanelerde, taşların gölgesinde saklıdır. Bu köprü, yalnızca bir geçiş değil; geçmişle bugün arasında kurulan bir hatıradır.
Eğridere ve çevresi, hem Osmanlı döneminde hem de sonrasında kültürel ve mimari açıdan çok zengin bir geçmişe sahip. Uzun yıllar bahsettiğim bölgede kaldım, gözlemlerim yerel bilgiye dayalı, yazılı kaynakların ötesine geçerek, bu tarihî yapıyı yaşayan bir anlatıya dönüştürmek hiç de kolay değil.
Rodoplar'daki eski köprülerin bir kısmı Bizans döneminde de varmış; ama Osmanlı bunların tamiratını yapmış ve yeni köprüler inşaa etmiş, bunların çoğu zamanın sessiz tanıkları olarak hâlâ ayakta duruyor; ama dediğiniz gibi, akademik ve yerel düzeyde yeterince derinlemesine incelenmemişler.
Bizans dönemi köprüleri, genellikle askeri ve ticari geçişler için inşa edilmiş, taş kemerli yapılar olarak bilinir. Ancak çoğu zaman isimleri ve yapım tarihleri belirsizdir.
Osmanlı, bu köprüleri hem restore etmiş hem de yeni köprüler inşa etmiştir. Özellikle XVI. ve XVII. yüzyıllarda, Balkanlar’daki ulaşım ağını güçlendirmek için birçok yeni köprü yapılmıştır. Osmanlı döneminde yapılan köprülerin bir kısmı Mimar Sinan ekolüne dayanır; sağlam taş ayaklar, kemerli geçişler ve bazen kitabelerle süslenmiştir.
Birçok köprü hakkında yerel efsaneler bulunmasına rağmen, belirttiğim gibi kitabeler eksik ya da tahrip olmuş durumda.
Arşiv belgeleriyle eşleştirme yapılmadığı için, köprülerin kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığı çoğu zaman belirsiz kalıyor.
Rodoplar’daki Osmanlı köprüleri üzerine yapılan çalışmalar sınırlı.
Bütün bu söylenceler, köprünün mistik atmosferini güçlendirmiş ve onu bölgenin en sembolik yapılarından biri hâline getirmiştir.
İleriye dönük köprüye dair yerel anlatıların derlenmesi gerekiyor. Sözlü tarih çalışmalarıyla çeşitli efsaneler belgelenmeli. Bir mimari analiz ve karşılaştırma ile Bizans ve Osmanlı dönemine ait benzer köprülerle mimari kıyas yapılabilir. Üniversitelerle ortak projeler, belgesel senaryosu taslağı gibi fikirler geliştirilebilir.
Şeytan Köprüsü gibi hem mimari hem kültürel açıdan zengin bir yapıyı ele almak, bölgenin tarihî dokusunu yeniden gündeme taşımak açısından çok kıymetli bir adım.
Bu köprünün hikâyesi sadece taş ve kemerlerden ibaret kalmayacaktır; efsaneleriyle, halk belleğiyle ve tarihî bağlamıyla yeniden canlanacaktır.
Bu tür tarihî köprüler, sadece taş ve kemerlerden ibaret değil; aynı zamanda geçmişin mühendislik zekâsını, kültürel geçişlerini ve halk hikâyelerini taşıyan sessiz tanıklardır.
Batı Trakya’dan Rodoplar’a, Drina’dan Vardar’a kadar Balkanlar’daki köprüler, hem Bizans hem Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve çoğu zaman tamir edilerek yeniden kullanıma açılmıştır.
Rodoplar’daki Osmanlı köprüleri, özellikle Arda Nehri çevresinde yoğunlaşır. Şeytan Köprüsü bunun en meşhur örneğidir.
Batı Trakya’da Bizans döneminden kalma köprülerin Osmanlı tarafından restore edildiği biliniyor, ancak belgeler sınırlı.
Balkanlar’da 100’den fazla Osmanlı köprüsünün hâlâ ayakta olduğu tahmin ediliyor.
Şeytan Köprüsü'nün yerel taş ustalarının emeğiyle yapılmış olması muhtemel. Yakında bulunan Ürpek köyünden Türk asıllı üç kardeş ustadan bahsedilmekte. En küçük kardeşin eşi, eşeği ile ustalara yemek getirmiş ve köprüye ilk basan olduğundan dolayı oracıkta kurban edilmiş.
Bugün köprünün üzerinde yürüyen her adım, geçmişle bugün arasında kurulan bir köprüdür aslında. Taşların sessizliği, efsanelerin fısıltısı ve halkın belleği birleşerek bize şunu hatırlatır: Tarih yalnızca belgelerde değil, insanların hafızasında ve doğanın içinde yaşamaya devam eder.
Eğridere’nin Şeytan Köprüsü, yalnız değildir. Anadolu'nun ve Avrupa’nın farklı köşelerinde benzer isimlerle anılan köprüler vardır. Aynı bu adı taşıyan başka nerelerde köprüler var?
Türkiye’de “Şeytan Köprüsü” adıyla bilinen iki önemli köprü var, biri Konya’nın Selçuklu ilçesine bağlı Sille Mahallesi’nde, diğeri ise Van’da bulunuyor. Sile Mahallesindeki Şeytan Köprüsü'nün yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanan mazisi var; Bizans döneminde su kemeri olarak kullanılmış, Osmanlı döneminde de yenilenmiş. Halk arasında “Gavur Köprüsü” olarak da bilinir. Van ilindeki köprünün yerleşim bilgisi Sille’deki kadar detaylı değil. Bizans döneminden kalma olduğu düşünülüyor. Dar vadide, yüksek kemerli bir taş köprü. Bu iki köprünün dar, yüksek ve ürkütücü yapısı, geçişin tehlikeli oluşu bu ismin verilmesine yol açmıştır. Efsanelere göre, köprülerin yapımı sırasında mimarların “Bunu bir şeytan bile yapamaz” demesi, adın halk arasında yayılmasına neden olmuştur.
Almanya’da Rakotzbrücke, suya yansıdığında tam bir daire görünümüyle şeytanın işi sayılır. İsviçre’de Teufelsbrücke, Gotthard geçidinde şeytanla yapılan anlaşma efsanesiyle bilinir. İspanya’da Martorell Köprüsü, Roma kökenli taş kemeriyle halkın şeytan hikâyelerini taşır. Fransa’da Saint-Guilhem-le-Désert Köprüsü, şeytanın yıkmaya çalışıp başaramadığı kutsal bir yapı olarak anlatılır.
Bu benzerlikler, halk belleğinin ortak motiflerini gösterir; zor coğrafyalarda yükselen taş köprüler, insanın aklıyla şeytanın kudreti arasında kurulan hayali bir pazarlığın sembolüdür.

***

Editörün notu: İslâm’da şeytan; gözle görülmeyen fakat varlığı kesin olan, azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, âsi, insanları saptırmaya çalışan cin demektir. Kur’ân’da ilk şeytandan “İblis” diye bahsedilir. İblis, haset, kibir ve hırs yüzünden azmış ve isyan ederek sapıklığa düşmüş cinlerdendir. Onun, cinlerden ve insanlardan yardımcıları vardır. Bir zamanlar kendisine melekler arasında yer verilen bu ilk ve en büyük şeytan, sonradan kibre kapılarak Allah’a isyân etmiş ve ilâhî rahmetten kovulmuştur.

Yazarın Diğer Yazıları