Derin yapı, hayalet ve oylarımız
Mümin TOPÇU
*** Labirentin ortasında sandık var, ama çıkış yok; hayaletler sandığın başında nöbet tutuyor.
Yılları boyu,başkent Sofya'nın o meşhur "ikinci katına"( втори етаж ) itaat etmeye mecbur bırakıldıktan sonra, demokrasi bir türlü Bulgaristan'a uğramadı ve sevincimiz kursağımızda kaldı; çünkü derin devlet olarak adlandırdığımız bir yapı, adeta yerin dibine yerleşip bizleri kandırmaya ve darmadağın etmeye başardı.
İki hafta sona, seçime gidiyoruz ve yine aynı o derin devletin yararına koşa koşa gidip oyumuzu vereceğiz; ama bizim oylarımız kime ait: bize mi, yoksa görünmez hayaletlere mi?”
Bizler istikbalimizi düşünmeyip toplumsal zayiler vermeye devam etmekteyiz…
Bu yargı ve serzenişimi kabullenmeniz mümkün gözükmüyor, dimi?
Bir arkadaşım beni zaten uyarıp duruyor, güya her düşüncemi bütün çıplaklığı ile açıklıyormuşum, her şey açıkça yazılmaması gerekiyormuş...
Ya bahsettiğim o derin devlete bütün yaranmalar ve yaltanmalar, o gizemli yapının lanse ettiği siyasi partileri yaşatarak ve iktidarı ellerine sunmalar neyin nesi oluyor?
Sözde Türk partilerini, özgür ve bağımsız bir şekilde Türkler mi kurdu?
Yoksa, her teklifimiz, üstü kapalı, dar ve uzun dehlizleri aştığında, kapalı kapılar arkasındaki karanlık güçlerin eliyle milletvekili veya muhtar adaylarımız belirlenmedi mi?
Her seçim günü, bizler bir labirentin içine bırakılıyoruz.
Duvarlar yüksek, yollar dar, çıkış hep aynı kapıya açılıyor. Oylarımızı özgür irade sanıyoruz; oysa her adımda derin yapının ördüğü duvarlara çarpıyoruz.
Labirentin ortasında bir sandık var, ama o sandık, çıkış değil, sadece yeni bir duvarın başlangıcıdır.
Sandığın başında hayaletler nöbet tutuyor. Gözleri görünmez, ama elleri oy pusulalarımıza uzanıyor. Biz irademizi kutuya bırakıyoruz; fakat kutunun kapağı kapanır kapanmaz, hayaletlerin gölgesi oylarımızı sahipleniyor. Her pusula, onların sessiz alayına katılıyor; biz sadece seyirciyiz.
Bizim oylarımız, derin yapının ördüğü kör kuyulara atılan taşlar gibi… Sesini duyarız, ama yankısı bize değil, karanlık labirentin efendilerine ulaşır. Her sandık, bir çıkışı olmayan dehlizdir; biz yürürüz, ama yol hep aynı duvara çarpar.
Sandığın başında hayaletler nöbet tutuyor. Her oy pusulası, görünmez zincirlerle onların ellerine bağlanıyor. Biz özgür irade sanıyoruz; oysa sisin içinde dolaşan gölgeler, irademizi çoktan esir almış.
Toplumun nefesi, sisin içinde kayboluyor. Her sözümüz, hayaletlerin yankısına karışıyor. Biz konuşuyoruz, ama sesimiz bize geri dönmüyor; derin yapının boş salonlarında yankılanıp kayboluyor.
Yıkılmış sarayın temelleri hâlâ toprağın altında çürümekte. Biz yeni bir bina kurduğumuzu sanıyoruz; ama her taş, eski hayaletlerin gölgesini taşıyor. Demokrasi, bu çürük temellerin üstünde hep sallanıyor.
Her zaman halkımızın gönlünden geçen adaylar değil, sadece o derin yapının yetiştirdiği piyonlar aday listelerine alınmadı mı?
Eskiden, komünist rejim esnasında katı bir nomenklatür sistem mevcuttu. Güvenilir şahıs ve aile fertleri, özel listelere alınıp ileride buna göre çeşitli kademelere yönetici olarak tayin ediliyorlardı.
Sanırım günümüzde de hala aynı listelerde göz gezdirilmeye devam ediliyor.
Bu listelerde adın yoksa, biraz zor milletvekili veya muhtar seçilirsin sen kardeş…
Göstermelik olarak bir sarayın temellerini bile yıktılar; ama geçenlerde Kornitsa köyünde bir hayaleti gezdiriyorlardı.
Çabaları, siyaseten mefta olmuş birisini yeniden canlandırmaktı, ya da en azından bizim toplumu birazcık daha hırpalayıp tamamen çökertmekti...
Tabii ki, bu çökertmeye güçleri yetmez; ama derin yapıdan her an, bu tür sürprizler beklenebilir.