Hukuksal statümüz kuzu fiyatlarından daha önemsiz...
Mümin TOPÇU
Bizim toplumdan bahsederken, genelde ne kadar güçlü, donanımlı ve çağdaş görüşlü bireylerden oluştuğunu anlatıp dururuz.
Gerçekten de öyleyiz; fakat deyim yerindeyse, bizler sadece gücümüzü idrak edemiyoruz ve aramızda gereken toparlanmayı ve birlikteliği bir türlü sağlayamıyoruz.
Bulgaristan'da defakto etnik bir azınlık topluluğuz, her ne kadar resmen azınlık hukuki statüsü kazanmış olmasak da. Bu durumu değiştirmeye yönelik herhangi bir çalışma yürütmemekteyiz…
Diğer yarımız, çoğunluğumuz ise ana vatanın bağrına basmış durumda; ama yine de memleketten tamamen kopmuş değiliz ve kendimizi hala Bulgaristan'daki Türk toplumunun bir parçası olarak görmekteyiz.
Tekrar ediyorum, Bulgaristan'daki Türklerin azınlık statüsü mevcut değil, bu uğurda bir çalışma da bulunmuyor.
Türk asıllı milletvekilleri, marketlerdeki kuzu fiyatlarından ilgilendikleri kadar bile hukuksal statümüze alaka göstermiyorlar; çünkü kendileri hala statükonun birer seçilmiş ( güvenilir ) emir kulu ve "yukarıdan" icazet almadan küçük parmaklarını bile kımıldatamıyorlar...
Kuzu fiyatları tartışılırken, haklarımız görmezden geliniyor.
Milletvekili listelerini Türk asıllı seçmenlerin belirlemesi asla mümkün gözükmüyor, bu iş bir tek derin devletin, çeşitli "porsiyon servisçilerinin" veya "fenomenlerin" tekelinde.
Azınlık hakları her dönemde çok önemlidir, AB üyesi olan Bulgaristan’ın azınlıklara bakış açısı penceresi hala siyah tül perdelerle kapalı olmaya devam etmekte.
Geçenlerde, Türklere zoraki şekilde dayatılan Bulgar isimlerinin, resmi evraklardan silinmesi mecliste tartışıldı ve sonuçta "ret oyu" ağır bastı.
Demek ki, çürük Jivkov kafası hala “ kımıldamakta”.
Bu tür gündeme getirilen sorunların "getirisi ve götürüsü" nedir?
Hani başkent Sofya' nın milletvekili listelerinde adı popüler olan bir kadın var ya, kendisini Türk asıllı bir aday olarak lanse ederken, ön plana iki tane Bulgar ismi olduğunu ilan ediyordu - Jana ve Svetlana.
Güya Türk asıllı; ama Türk ismi eksik...
Trajikomik durumlar bunlar. Bir takım tanıdık karanlık odaklar tarafından, işte bu tür örnekler kısa günün karı sayılmakta.
Doğup büyüdüğümüz topraklarda, sosyo-ekonomik açısından dezavantajlı sayılan etnik azınlık toplumu olmaya devam ederken, birçoğumuz genellikle önyargı ve ayrımcılığa maruz kalmaktayız.
Düşünebiliyor musunuz, eğer Bulgar bilinci taşıyorsanız, bu ülkede sırf bu meziyetten dolayı milletvekili bile olabiliyorsunuz; fakat Türk bilincin yerindeyse, işte o zaman “ Sen, Türkiye'ye git”! denmekte.
İspanya’da çeşitli etnik gruplar üzerinde yapılan bir çalışmada, kimlik yönetim stratejilerinin etnik azınlıkların psikolojik işlevselliğini korumada önemli bir rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, araştırmada incelenen etnik grupların, farklı kimlik yönetim stratejilerini kullandıkları görülmüştür. Kültürel olarak kendilerini İspanyollara yakın gören ve diğer etnik gruplardan daha yüksek statüye sahip olan Latin gençlerin sosyal yaratıcılık stratejileri benimsedikleri, ancak olumsuz bir konumda olan Romen gençlerin sosyal rekabet stratejisini benimsedikleri bulunmuştur. Bu bulgular etnik grupların sosyal statülerinin ve hâkim etnik gruba kültürel yakınlıklarının benlik saygılarını korumak için benimseyecekleri stratejiyi belirlemede önemli olduğunu göstermektedir.
Bu tür bir çalışma, çeşitli etnik gruplara ait Bulgaristan gençleri üzerine yapılmış olsa, sonuçları tahmin etmek hiç de zor değil.
İki üç hafta sonra seçimlere gidiyoruz, yine konsolide olamıyoruz, yine aklı başında şahıslar çıkıp insanımızı doğru şekilde yönlendirmiyor, yine Türk asıllı milletvekili adaylarını, kendimizin belirleme fırsatı sağlanmadı.
Gönlümüze yatan siyasi partiler ve milletvekili adayları yok denecek kadar az ve yetersiz…
Sonuçta, bizim statümüzü kim belirliyor: hukuk mu, piyasa mı?“
Biz kendi statümüzü talep etmezsek, kim bizim için talep edecek?”