Tuna’nın serin sularında atını sulayan akıncının heybesinden büyük dedem
kavak dallarına konan kuşlara selam savururken, bir hafıza doğuyordu.
O hafıza, yüzyıllar boyunca tuzaklarla, pusularla, sürgünlerle sınandı.
Dağ başında kim vurduya giden ömürler, sabahın tenhasında basılan otağlar,
susturulan bebeler…
Yiğit oğlanlar, selvi boylu dilberler teker teker katledildi.
Bizi hep öldürdüler, ama hiç ölmedik!
Günahsız kuzuların kanı oluk oluk aktı.
Bizim tarihimiz, gözyaşıyla yoğrulmuş bir direnişin kronolojisidir.
85'te adımızı ateşe verdiler, ayaz sabahında otağımız basıldı, ocağımızın
ateşi söndürüldü; ama o yangının alevleri sonunda kendilerini kül etti.
Yaşlımızın gözyaşı kurumadı; beşikteki bebeler bile susturuldu.
İt izi at izine karıştığı alaca karanlıklarda ölümü kuşandık;
ama pusuya yatmış ölümlerden korkmadık.
Bizim dirimizden, adımızdan, kanımızdan korktular.
Türkülerimiz Arda boylarında hâlâ çınlıyor, beyaz duvaklı akıncı atları
Tuna kıyısında hâlâ koşuyor.
Dirimizi ve hayallerimizi kurşuna dizdiler.
Bizi hep öldürdüler, ama ölmedik!
Arda boylarında türkülerimiz çınlıyor hâlâ.
Tuna kıyısında beyaz duvaklı akıncı atları koşuyor.
Türklüğümüzü savunduk, düşman ilan edildik.
Benliğimizi koruduk, dünyaya “terörist” diye yalan söylediler.
Evimizden, toprağımızdan koparıldık; dost bildiklerimizin ihanetini gördük.
Puslu dağ başında umutlarımızı yitirdik. Çaresizliğimiz dip yaptı,
önümüzdeki duvarlar yükseldi.
Ama biz, kimliğimizi ve benliğimizi koruduk.
Terörist sayıldık, düşman ilan edildik; yine de türkülerimizi susturmadık.
Önümüzde duvarlar yüksek ve kalındı. Suyun ötesi suskundu.
Bugün çitlembikler yeniden ala boyanırken, biz de yeniden doğuyoruz,
özgürlüğümüzü, kimliğimizi ve türkülerimizi geleceğe taşıyoruz.
Sırtımızdan deriler soyuldu, ama özgürlüğümüzü kazandık.
Derdimiz intikam değil; bizim arzumuz, adaletin yerini bulması
ve barışın kök salmasıdır.
Bizim çağrımız, bir hesaplaşma değil; bir diriliş çağrısıdır.
Çitlembikler bir daha hep ala boyansın,
bir daha hiçbir çocuğun adı ateşe verilmesin.