Cumhuriyet'in Askerî Çekim Gücü
Mümin TOPÇU
Bizim acar muhabir Denis Hakarar, son günlerde Osmanlı Arşivi, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün halka arz ettiği bazı belgelerin Bulgaristan'daki Türklerle ilgili kısımlarını sosyal medya üzerinden paylaşıyor.
Geçen ki gün paylaştığı, Türkiye'deki askeri okullara girmek isteyen Bulgaristanlı Türk öğrencilere ait liste ilgimi çekti. ( Belge Tarihi: 15 Ağustos 1929.)
Doğruyu belirtmek gerekiyorsa, bizim hemşehrilerimizin o dönemde Türkiye'deki askeri okullara eğitim almak için gittiklerini şahsen ben bilmezdim. Ayrıca bir zamanlar yaşadığım Eğridere bölgesinden de bu listede 7 kişinin ismi bulunuyor.
Bu belgenin tarihî bağlamı ve anlamı oldukça ilginçtir. Belli oluyor ki, 1920’lerin sonunda Bulgaristan’daki Türk gençlerinin Türkiye’de askerî eğitim arayışını gösteren bir kayıt olarak değerlendirebiliriz.
1929 yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonraki ilk on yılın ortalarına denk gelir. Balkanlar’daki Türk toplulukları, özellikle Bulgaristan’daki gençler, Türkiye ile bağlarını canlı tutmaya çalışıyorlar.
Askerî okullara başvurmak isteyen Bulgaristanlı Türk öğrencilerin listesi, bu bağın somut bir göstergesidir, kendi ülkelerinde azınlık statüsünde olduklarından, Türkiye’de askerî eğitim görmeyi hem bir meslek fırsatı hem de kimliklerini güçlendiren bir yol olarak görmüşlerdir.
1920’lerin sonunda Türkiye Cumhuriyeti, modernleşme ve millî kimlik inşası sürecindeydi. Bu süreç, Balkan Türkleri için bir çekim merkezi oluşturdu. Osmanlı Arşivi’nde saklanan bu belge, Türkiye’nin Balkanlar'daki Türk topluluklarıyla kurduğu kültürel ve kurumsal bağların sürekliliğini gösterir.
Bu liste, yalnızca öğrencilerin isimlerini değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu yansıtmakta. Askerî okullara yöneliş, meslekten öte bir anlam taşıyordu: Cumhuriyet’in modernleşme hamlesine katılmak, Türk kimliğini güçlendirmek ve Balkanlar'da yaşayan topluluklarına moral vermek.
***
Bugünlerde başkent Ankara'da NATO zirvesi devam ederken, dilerseniz biraz Türkiye ve Bulgaristan arasındaki askeri ve diplomasi ilişkilerini irdeleyelim.
Bulgaristan’daki Türkler, Lozan sonrası dönemde azınlık statüsünde yaşamaktaydı. Eğitim ve meslek alanlarında sınırlı imkânlara sahiptiler.
Balkan Antantı süreciyle 1920’lerin sonunda Türkiye-Bulgaristan didiplomasi liişkileri, Lozan sonrası dostluk anlaşmalarıyla güçlenmiş; 1925 Dostluk Antlaşması ve 1929 Tarafsızlık ve Uzlaşma Antlaşması ,bu dönemin temel taşlarıdır. Ancak Bulgaristan’ın revizyonist bloklara yaklaşması ve Türkiye’nin Balkan Antantı sürecinde statükocu bir çizgi izlemesi, ilişkilerde yeni gerilimler yaratmıştır.
Lozan sonrası ilk adım olarak Bulgaristan, 1923’te Todor Markov’u Türkiye’ye elçi olarak gönderdi.
1925 Dostluk Antlaşması ile iki ülke arasında beş maddelik bir anlaşma imzalandı; ek protokol ve ikamet sözleşmesiyle ilişkiler kurumsallaştı.
1926 Ankara Antlaşması 'nın yürürlüğe girişi ticari ilişkilerin canlanmasını sağladı.
1929 yılı Tarafsızlık ve Uzlaşma Antlaşması sayesinde tarafsızlık, adlî tesviye ve tahkim hükümleriyle ilişkiler daha da derinleşti.
Uluslararası konjonktürden dolayı, Türkiye, I. Dünya Savaşı sonrası Neuilly Antlaşması’nın ağır hükümlerine boyun eğmişti. Bu nedenle Türkiye’nin Millî Mücadelesi Bulgaristan’da sempatiyle karşılandı.
Atatürk dönemi dış politika çizgisi statükocu ve barışçıydı; mevcut sınırların korunması ve bölgesel istikrar öncelikliydi.
Bulgaristan, İtalya ile birlikte revizyonist çizgiye yaklaşırken Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile yakınlaşarak Balkan Antantı’nın temellerini attı.
Türkiye, Bulgaristan’ın da bu pakta katılması için çaba harcadı; ancak Bulgaristan’ın revizyonist eğilimleri ve azınlık politikaları nedeniyle tam uyum sağlanamadı.
Türkiye-Bulgaristan ilişkileri, diğer Balkan devletlerine göre daha iyi olsa da, azınlık sorunları ve farklı dış politika yönelimleri nedeniyle sınırlı kaldı.
Siyasal bağlamda Türkiye’nin statükocu çizgisi ile Bulgaristan’ın revizyonist eğilimleri arasındaki fark, ilişkilerin seyrini belirledi.
Türkiye’nin Balkanlar'da barış ve statükoyu koruma amacıyla kurduğu Balkan Antantı, Bulgaristan’ın katılımıyla daha güçlü olabilirdi. Ancak tarihî koşullar ve dış politika yönelimleri, Bulgaristan’ı bu ittifakın dışında bıraktı.
Bulgaristan, I. Dünya Savaşı sonrası Neuilly Antlaşması’nın ağır hükümlerini değiştirmek istiyordu. Bu nedenle statükoyu korumayı amaçlayan Balkan Antantı’na katılmak istemedi.
1934’te kurulan Balkan Antantı, kısa sürede bölgesel barışın sembolü oldu. Ancak 1930’ların sonunda Avrupa’daki dengeler değişti; Bulgaristan’ın Almanya’ya yaklaşması ve revizyonist talepler, bu ittifakı işlevsiz hale getirdi.
1930’ların ortasında Nazi Almanya'sı hızla güçlendi ve Balkanlar üzerinde nüfuz kurmaya başladı. Mussolini’nin Balkanlar ve Akdeniz üzerindeki emelleri, bölgedeki statükoyu tehdit etti.
Bulgaristan, Almanya’nın Balkanlar’daki ilerleyişine uyum sağlayarak Mihver Devletleri’ne katıldı. Almanya için Bulgaristan, Balkanlar’da lojistik ve askerî geçiş hattıydı. Bulgaristan, Almanya’nın desteğiyle revizyonist taleplerini gerçekleştirmeye çalıştı; özellikle Makedonya ve Trakya üzerindeki emellerini bu ittifakla güçlendirdi.
Türkiye, savaş boyunca sınırlarını korumayı ve doğrudan çatışmaya girmemeyi öncelik yaptı. Hem Mihver hem Müttefiklerle ilişkilerini sürdürerek tarafsızlığını korudu. Türkiye, savaşın yıkıcı etkilerinden uzak durmayı başardı; ancak bu politika, savaş sonrası dönemde Batı blokuna yönelişin zeminini hazırladı. Bulgaristan’ın Almanya ile ittifakı, kısa vadede revizyonist taleplerini destekledi; ancak uzun vadede Sovyet nüfuzuna girmesine yol açtı.
Türkiye’nin tarafsızlığı, savaş sonrası dönemde Batı ile uyumlu bir çizgiye geçişi kolaylaştırdı.
Bu iki farklı yönelim, Balkanlar'ın savaş sonrası siyasi haritasını belirleyen kritik faktörlerden biri oldu.
Soğuk Savaş döneminde Türkiye-Bulgaristan ilişkileri, iki ülkenin farklı bloklarda yer almasına rağmen kesintisiz bir komşuluk diplomasisiyle şekillendi: Türkiye NATO üyesi olarak Batı’ya bağlanırken, Bulgaristan Sovyetler Birliği’nin en sadık müttefiklerinden biri oldu.
Bu karşıt konumlanış, ilişkilerde gerginlikler yaratsa da ekonomik ve kültürel temaslar tamamen kopmadı.
Bulgaristan’daki Türk azınlık, ilişkilerin en kritik ve gergin başlığıydı. Özellikle 1950’lerde ve 1980’lerde kitlesel göçler yaşandı. Soğuk Savaş boyunca sınırlı da olsa ticaret ve sınır geçişleri sürdü. Dimitrov ve Çervenkov dönemlerinde Türkiye’ye karşı sert bir tutum izlendi; Jivkov döneminde ise zaman zaman yumuşama girişimleri olsa da azınlık politikaları nedeniyle ilişkiler gerildi.
Bulgaristan’daki baskılar sonucu 1950 -1951 yıllarında yaklaşık 150 bin Türk Türkiye’ye göç etti. 1984–1989 yılları arasındaki asimilasyon politikaları sayesinde Bulgaristan’daki Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmesi ve kültürel baskılar, ilişkileri kopma noktasına getirdi. 1989 yılında yaklaşık 300 bin Türk Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etti; bu olay Soğuk Savaş’ın sonuna doğru ilişkilerin en dramatik kırılma noktası oldu.
Soğuk Savaş’ın bitişiyle birlikte Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkiler yeni bir döneme girdi. İki ülke, farklı bloklardan çıkıp Avrupa merkezli bir geleceğe yönelirken, azınlık sorunları ve Avrupa Birliği süreci ilişkilerin seyrini belirledi.
1989’daki büyük göçün ardından Bulgaristan’da rejim değişti, Jivkov dönemi kapandı. Bu, Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı. Demokratikleşme süreciyle birlikte azınlık hakları yeniden gündeme geldi. Türkiye, göçmenlerin entegrasyonunu sürdürürken Bulgaristan, Türk azınlığın kültürel haklarını tanımaya başladı.
Bulgaristan, 2007’de Avrupa Birliği’ne üye oldu. Bu üyelik, Türkiye ile ilişkilerde yeni bir çerçeve oluşturdu. Türkiye ise 1999’da adaylık statüsü kazandı ve 2005’te müzakerelere başladı. Bulgaristan’ın AB üyeliği, Türkiye’nin sürecine dolaylı bir destek sağladı.
1990’lardan itibaren Bulgaristan’daki Türk azınlık, siyasi temsil ve kültürel haklar konusunda ilerleme kaydetti. Türkiye, bu süreci yakından takip ederek azınlık haklarının korunmasını diplomatik gündemde tuttu.
İki ülke arasında yüksek düzeyli ziyaretler ve sınır ötesi işbirlikleri yoğunlaştı.
Bulgaristan’ın AB üyeliği, Türkiye vatandaşları için sınır geçişlerinde yeni düzenlemeler getirdi. Türkiye’nin Suriyeli göçmenlere yönelik politikaları ile Bulgaristan’ın AB sınır güvenliği uygulamaları, ortak gündem oluşturuyor.
Türkiye, NATO’nun güney kanadında aktif bir üye olarak Balkan güvenliğinde kritik rol oynuyor. Bulgaristan, AB ve NATO üyesi olarak Karadeniz güvenliğinde Türkiye ile ortak çıkarlar paylaşıyor. Ukrayna savaşı sonrası Karadeniz’de artan gerilim, Türkiye-Bulgaristan güvenlik işbirliğini daha da önemli hale getirdi.
NATO ve AB çerçevesinde ortak güvenlik gündemi, ilişkilerin yeni eksenini oluşturuyor.
Bugün Türkiye-Bulgaristan ilişkileri, tarihî gerilimlerden sıyrılarak enerji, göç ve güvenlik ekseninde yeni bir boyut kazanmış durumda.
1929’da askerî okullara başvuran Bulgaristanlı Türk öğrencilerin listesi, bu uzun tarihî çizginin başlangıç noktalarından biri olarak okunabilir: bireysel umutların, devletler arası ilişkilerde nasıl yeni anlamlar kazandığını gösteren bir vesika.




