Metin EDİRNELİ

Yeni Balkanlar ve Türkiye

Metin EDİRNELİ

 
“Balkan ülkelerinin garip özellikleri vardır. Genellikle her Balkan ülkesinde azınlık durumunda olan etnik bir grup bulunmaktadır. Fakat aynı zamanda bir sınır komşusu da, bu azınlığın kendi siyasi devletidir. Yine Balkan ülkelerinde olan tarihi bir ilke de Megali İdea fikridir. Yani her ülke etnik soydaşlarının yaşadığı toprakları ana vatana isteyerek veya istemeyerek ilhak edebilmek için gayret göstermiştir ve bunu ilan etmiştir. Buradan da Büyük Bulgaristan, Büyük Sırbistan, Büyük Arnavutluk, Büyük Yunanistan idealleri ortaya çıkmıştır. Genellikle, Balkanlar'da biz hep büyüğüz, o kadar büyüğüz ki, hep bunun iddiasında bulunuyoruz”.
 
Sofya Kliment Ohridski Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lübomir Georgiev’in 2004’te “Balkanlar ve Göç” belgeseli çekimleri sırasında söylediği bu saptama, Balkan ülkeleri açısından günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. 
Balkanlar'da yaşanan siyasal ve sosyal sorunların en önemli nedeni her zaman yaratılmaya çalışılan “tek ulus tek devlet” ideolojisi ile “vaat edilen” topraklara kavuşmayı amaçlayan ırkçı ve yayılmacı politikalar olmuştur. 
Günümüzde de bulunduğu coğrafyayı dolduracak kadar nüfusu olmayan ve dahası her geçen gün nüfusu azalan ülkelerin hala büyük idealler peşinde koşması Balkan barışı için en büyük tehdittir.
Şimdi, durup dururken, bu konu nereden çıktı diye soranlar, merak edenler olabilir. Yanıtlayayım…
11 Nisan 2026’da Cumhurbaşkanı Eski Genel Sekreteri, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst bürokratı Prof. Dr. Mustafa İsen, Balkanlar'la ilgili bir söyleşi için Bursa’daydı. 
Balkan kökenli ve Balkan çalışan iki insan bir araya gelince ve söyleşinin konusu da Balkanlar olunca doğal olarak sohbetin konusunu da Balkanlar ve Türkiye oluşturuyor. 
Sayın İsen’in söyledikleri de neredeyse kelimesi kelimesine Sayın Prof. Dr. Lübomir Georgiev’in söyledikleri ile aynıydı. Ne demişler? Aklın yolu bir…
Dünyada yaşanan siyasal gelişmelerin; Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği’nin politikalarını, durumu ve dünyanın geleceği konusunda yaşanan belirsizliklerin Balkanlar'a yansımasının ve bu konuda Türkiye’nin politikasını, yaklaşımını sordum. 
Sayın İsen’in verdiği yanıt: “Soğuk Savaş sonrasında yeni dünya düzeni bir türlü oturmadı. Dünyadaki siyasal gelişmeler, Amerika, Çin, Rusya denklemi ve AB’ne yansımaları Balkanlar'ın yeniden 14. yüzyıldaki belirsizliğin ve kargaşanın hâkim olduğu bir döneme girmesine yol açabilir. 
Bu konuda Türkiye, üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Türkiye, Sırbistan, Bosna Hersek ve Hırvatistan’la yürütülen ve tüm Balkan ülkelerinin de katılımını hedefleyen diyaloğun amacı bu. 
Ancak şunun çok açık bilinmesinde yarar var. Türkiye’nin bunu yaparken ki amacı ve derdi ne fetih ne de Yeni Osmanlıcılıktır? Türkiye’nin derdi mevcut sınırların korunduğu, birbirinin iç işlerine müdahalenin olmadığı, ekonomik ve ticari ilişkilerin en üst seviyeye çıkarıldığı, kültürel ilişkilerin artırıldığı, Atatürk liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin öncülüğünde 9 Şubat 1934’te kurulan Balkan Paktı’na benzer bir yapının yeniden hayata geçirilmesi.”
Bu, mümkün mü? Hem de fazlasıyla mümkün. Türk Kurtuluş Savaşı sonrasında Yunanistan ve Türkiye arasında 1930’larda, yine Balkan savaşının üzerinden 2 yıl geçmeden Bulgaristan ve Türkiye arasında başlayan ve 18 Ekim 1925’te Dostluk Anlaşması’nın, 12 Şubat 1928’de Ticaret ve Seyrüsefain Antlaşması ile zirve yapan iyi ilişkiler örneğinde olduğu üzere Balkanlar'da Barış Adası oluşturmamak için hiçbir neden yok. Yeter ki ülkelerin siyasi yaşamında heyecan ve macera peşinde koşan politikacılar ve hayalperestler yerine aklıselim devlet adamları ve liderler hâkim olsun. Ekonomik ve ticari iş birliğini de hedefleyen bir Balkan Barışı bölgenin gelecekte refah ve huzur içinde yaşamasının tek şansı.
Umarım “keşke” demeden ortak bir çıkış yolu bulunur. 
Yoksa hayat bize bunu, kafamızı duvara vura vura öğretecek.

Yazarın Diğer Yazıları