Özgürlüğün Sessiz Kanadı
Kar TANESİ
Ben bir çalıkuşuyum…
Kanatlarımda rüzgârın şarkısı,
göğsümde özgürlüğün nefesi.
Her yara bir iz, her iz bir ufuk;
düşüşlerim toprağa değil, kalbime yaklaştırdı beni.
Gökyüzü benim yurdum; sınırlar çizilse de önüme,
ben o sınırları rüzgârla silenim.
Ve bilirim: hiçbir karanlık gökyüzünü yutamaz.
Ben, yeniden yükselmenin adıyla hatırlanırım;
çünkü özgürlük, benim adımın başka bir hâlidir.
Ne açlık diz çöktürür bana, ne susuzluk sesimi kısar;
eksikliğimle bile tamamım.
Kimseye eyvallahım yok, ama kimseye kırgın da değilim.
Çünkü öğrendim: insan en çok kendi içinde çoğalır,
en çok kendi sessizliğinde büyür.
Yalnızlık artık bana dar gelen bir oda değil; aksine,
kanatlarımı açtığım sınırsız bir gökyüzü.
Her sükût ettiğimde biraz daha derinleşen,
her bekleyişimde biraz daha güçlenen bir yanım var.
Var olmanın değerini kolay yollardan öğrenmedim;
her adımımda bir savaş, her nefesimde
bir direnç saklıydı.
Yaralarım…
Onlar benim utancım değil; aksine, beni ben yapan izler.
Her acı, içimde yeni bir ufuk açtı; her düşüş,
toprağa değil, kendi içime yaklaştırdı beni.
Ben düşmedim hiçbir zaman – sadece yeniden
yükselmenin yolunu aradım.
Konduğum dallar kırıldı bazen, tutunduğum
anlar dağıldı rüzgârla; ama ben, düşerken
bile öğrendim kanatlarımı daha güçlü çırpmayı.
Gökyüzü…
İşte benim gerçek yurdum. Sınırlar çizilse de önüme,
ben o sınırları rüzgârla silenim.
Ne bir yere aitim tam, ne de bir yere mahkûm;
varlığıyla yol alan bir ruhum.
Küçücük bedenimde koca bir direniş saklı; çünkü ben,
her yarasında biraz daha büyüyen, her kırılışta yeniden
kurulan, kendi rüzgârını kendi yaratan bir çalıkuşuyum.
Ve bilirim:
hiçbir zincir sonsuza kadar sürmez,
hiçbir karanlık gökyüzünü yutamaz.
Ben, düştüğüm yerden değil;
yükseldiğim yerden hatırlanırım.
Çünkü ben bir çalıkuşuyum –
ve özgürlük, benim adımın başka bir hâlidir.