Kar TANESİ

Kültür durağan değil, akışkandır

Kar TANESİ

Bir milli bayram bir halk için özgürlüğün sembolüyken, başka bir halk için kırılmanın başlangıcı olabilir.
Bulgaristan’da yaşayan Türkler için 3 Mart, tarih kitaplarında yazdığı kadar sade değildir.
1878 yılı sonrası yaşanan göçler, kimlik baskıları ve özellikle 1980’lerdeki zorla asimilasyon süreci, birçok ailede derin izler bıraktı.
O yüzden, Mümin Topçu'nun son köşe yazısında “kutlamak içimden gelmiyor” demesi; ne düşmanlık, ne inkâr…
Sadece hafızaya sadakat demektir.
Çünkü bazı tarihler takvimde kırmızı yazılır; ama kalpte gri kalır.
Sayın Topçu'nun hissettiği şey aslında bir kimlik bilincidir.
“Biz bu topraklarda vardık, bedel ödedik, unutmadık,” demeye getiriyor
Ve şunu bilmek önemli:
Bir günü kutlamamak, barışa karşı olmak değildir.
Sadece tarihin bizim ailelerimiz için başka bir anlam taşıdığını kabul etmektir...
“Püsküllü bela - Piju ve Pendo” yazısı çok derin bir kırgınlığı ve kimlik hassasiyetini yansıtıyor.
Özellikle 3 Mart ve Şipka meselesi, Balkan kökenli birçok Türk için tarihsel bir yara olarak hissediliyor.
Bulgaristan’ın 3 Mart Milli Bayramı, 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile ilişkilidir. O süreçteki savaş ise 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’dır.
Şipka Geçidi ve Stoletov Tepesi gibi yerler Bulgar ulusal hafızasında “özgürlük” sembolü olarak anlatılırken, Osmanlı torunları için aynı olaylar kayıp, göç ve acı anlamı taşır.
Tarih çoğu zaman kazananların diliyle yazılır; bu da farklı hafızaların çatışmasına yol açar.
***
Martenitsa konusuna gelince…
Martenitsa, ya da Baba Marta geleneği, Balkan coğrafyasının eski bahar ritüellerinden biridir. Kökeni Hristiyanlıktan da eskiye, pagan dönemlere kadar uzanır. Ancak günümüzde çoğu insan için, bu dini bir ibadet değil; baharın gelişi, sağlık ve iyi dilek sembolüdür.
İslam inancı açısından meseleye bakıldığında ise, niyet belirleyicidir. Bir nesneye kutsallık atfetmek, ondan bağımsız güç beklemek elbette tevhid inancıyla bağdaşmaz.
Ama sadece kültürel bir sembol olarak takmak ile onu metafizik bir güç kaynağı görmek arasında fark vardır. Pek çok Müslüman, bunu bir folklor unsuru olarak görür; dini bir anlam yüklemez.
Söz konusu yazıda hassasiyetin, bir iplikten ziyade kimlik meselesi olduğu anlaşılıyor.
“Özümüze sahip çıkalım” vurgusu, kültürel erime korkusundan besleniyor. Bu duygu özellikle göç yaşamış toplumlarda çok güçlüdür.
Şu da bir gerçek: Anadolu kültürü yüzyıllar boyunca Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Orta Asya’dan gelen unsurlarla şekillenmiştir.
Bugün “bizden” dediğimiz birçok gelenek de aslında farklı coğrafyaların harmanıdır.
Kültür durağan değil, akışkandır.

Yazarın Diğer Yazıları