Sessizliğin Tanıklığı
Kar TANESİ
* Sessizlik bazen en derin hafızanın dili olur
Gazete köşeleri çoğu zaman gündelik meseleleri tartışır; ama bazen, kişisel bir sessizlikten doğan sözler toplumsal hafızaya açılan bir kapı olur.
Ben de kendimi, geç kalmış bir dua gibi hissediyorum.
Bu dua dudaklardan değil, kalpten yükseliyor; sessizliğin içinden doğuyor.
İçimde eksik kalan bir yer var; ne zaman adını ansam, orada rüzgâr esiyor.
İnsanlar, kalabalıklar kurarken, ben içimde bir boşluğu büyüttüm; çünkü bazı gidişler bir insanı eksiltmez; aksine, onu kendine daha çok yaklaştırır.
Artık biliyorum: kırılmadım.
Sadece içimdeki beni ben yapan yere kadar indim.
Orada hâlâ atan bir şey var. Adı umut mu, yoksa senden geriye kalan ışık mı, bilmiyorum.
Ama hâlâ buradayım ve bu yeniden doğmanın ilk işaretidir.
***
* Balkanlar, suskunlukları derin bir coğrafya
Bu kişisel deneyim, Balkanlar’ın ağır hafızasıyla benzeşiyor; çünkü Balkanlar, suskunlukları derin bir coğrafya.
Kimlik, aidiyet, beden, travma ve varoluş gibi en hassas konulara dokunmak büyük bir cesaret ister.
Rene Karabaş, tam da bunu yapıyor: saklananı görünür kılıyor, bastırılanı dile getiriyor ve insanın kendi içindeki sürgünlüğünü anlatıyor.
Onun kalemi bir anlatı aracından öte, bir tanıklık; çünkü Balkanlar’da yazmak, sadece yazmak değildir; hatırlamaktır, taşımaktır ve bazen de iyileştirmeye çalışmaktır.
Balkanlar’da yazmak, aslında suskunluğu dile getirmektir.
Her kelime, bir sürgünün geri dönüş denemesidir ve bu yüzden yazmak, bir tanıklıktan öte, bir yeniden doğuştur; çünkü sessizlik bazen en derin hafızanın dili olur.
Peki, sizce sessizlik hatırlamanın en derin biçimi olabilir mi?