Hikmet EFRAHİM

En okkalı ayıbımız...

Hikmet EFRAHİM

 
​Bulgaristan'da yaşayan Müslümanlar için yine "tarihî", yine "muhteşem" ve yine “bol alkışlı” bir gündü.
Nihayet beklenen olağan müftü seçimi kongresi yapıldı.
Teknolojinin gözünü seveyim; bu kongre çalışmalarını başından sonuna kadar internetten canlı canlı izleme şerefine de nail olduk.
​Gördük ki, sahnede her şey mükemmeldi - takım elbiseler, steril gülümsemeler ve "birlik-beraberlik" sosuna batırılmış konuşmalar...
Arada birkaç cesur delege çıkıp gerçek ve can yakıcı problemleri dile getirmeye çalıştıysa da, o koca koca asıl meseleler her zamanki gibi kenarda kibarca bekletildi.
​İnsan sormadan edemiyor: Bulgaristan Müslümanlarının kronikleşmiş sorunlarıyla o en yüksek makamlarda oturanlar, o koltuk sevdalıları ilgilenmeyecekse, kimler ilgilenecek?
 Komşu köyün muhtarı mı? 
Yoksa sorunlar, kendi kendine eriyip gitsin diye dualar mı düzenleyeceğiz…
​Gelin, 2026 yılının ortasında, Avrupa’nın göbeğinde hâlâ ertelenen o "görünmez" gerçeklere hep birlikte bir göz atalım. 
 
​Hürriyet Çağında "Modern" Asimilasyon Reçetesi
 
​Peki, günümüz dünyasında, “Bulgaristanlı Müslümanlar” sözcükleri ne gibi bir anlam taşımakta?
Kocaman bir hürriyet çağında, kendi memleketinden, doğduğu topraklardan, ekonomik ve sosyal sürgünlerle koparılıp dünyanın dört bir köşesine savrulmuş, darmadağın edilmiş insanlar demek…
​Güya, artık Avrupa Birliği’ndeyiz, NATO şemsiyesi altındayız, takvimler 2026 yılını gösteriyor...
Ama gelin görün ki, Bulgaristan'daki Müslümanlar, hâlâ o eski huzurlu günlerin hasretini çekmeye mahkûm bırakılmış durumda.
Neden mi? Nedeni orta yerde!
Fakat ne parlatılmış "aydınlarımız" bunu fark edip iki kelâm etmeye yelteniyor, ne de halkın tabiriyle o koltuğa yapışmış "devlet adamlarımız" bir çare arıyor...
Hepsi derin bir uykuda.
​İşte unuttuğumuz, ya da göz ardı ettiğimiz bazı acı gerçekler:
 
Türkçe Konuşma Yasağı Rezaleti
 
Yıl 2009'du, birinci Boyko Borisov hükümeti kurulur kurulmaz ilk iş olarak okullarda Türkçe konuşmayı yasaklayan o rezalet yasayı yürürlüğe koymuştu.
Yıl, oldu 2026 artık.
O rezil kanun hâlâ tıkır tıkır yürürlükte…
Bugün, kongre salonunda göğsünü gere gere oturan ne bir aydınımızdan, ne bir milletvekilimizden, ne de bir hocamızdan çıt yok...
Ankara derseniz, o da sessizliğe bürünmüş.
 
​Okullarda “Zorunlu İnanç Dayatması”
 
Eğitim Bakanlığı’nın “üstün hizmetleri” sayesinde, Müslüman çocuklarına okullarda Hristiyan din ve inançlarına ait "yumurta boyama" dersleri hâlâ uygulamalı olarak devreye sokulmakta…
Bunun İslâm inancıyla, temel insan haklarıyla ve inanç özgürlüğüyle çeliştiğini haykıracak bir "Yüksek Din Yöneticisi" aranıyor!
Ama yok...
Bugün o kongre salonunda oy birliğiyle seçilenler, bu konular açılınca nedense aniden lal oluyorlar.
Partilerimiz ve liderlerimiz derseniz, artık üç maymunu oynayarak adeta profesörlük mertebesine ulaştılar…
Müslüman aydınlarımız ise üçe beşe bölünmüş, klikleşmiş; kendi küçük dünyalarında güya "millete hizmet" yarışındalar.
 
​En Büyük Ayıbımız: Avrupa Pasaportlu Sessizlik
 
​Bugün, bir Avrupa Birliği üyesi ülkenin vatandaşları olarak, bütün bu kültürel ve dini erozyona, bu göz göre göre yapılan dayatmalara karşı "aman koltuğumuzdan olmayalım, aman tadımız kaçmasın" diyerek susmaya devam etmemiz, aslında bizim en büyük, en okkalı ayıbımızdır…
​Yeni seçilen Başmüftümüzü ve yönetimini, kongre salonunun o klimalı ve konforlu havasında aldıkları yeni unvanlar için tebrik ederiz!
Ancak unutmasınlar ki, halkın diline, dinine ve geleceğine sahip çıkmayanların oturduğu o makamlar, sadece şık birer seyir koltuğundan ibarettir…
Bulgaristan’ın hürriyet çağında, Mehmet Fikri’nin kalp sızısı hâlâ içimizde kanıyor...

 

 

Yazarın Diğer Yazıları