Ölüm hücrelerinde acı biriktirirken
Hikmet EFRAHİM
***
"Ölüm hücrelerinde acı biriktirirken, bir gün durup dururken, adeta üstümüze ansızın bir şimşek gibi bir mutluluk doğdu. Embiya ile ikimiz, dışarıdaki milisin şüphesini çekmeden pencerenin önünde durmuş, büyülenmiş gibi dışarıyı izliyorduk.
Kışlanın yanındaki binanın avlusu penceremizden görünüyordu ve nitekim kışla kapısı tam karşımızdaydı. Oradan, yerel hapishaneye çıkan caddeye kadar olan biteni görebiliyorduk. Günlerden cumartesiydi; yani görüş ve yemek kabul günü. Gözlerime inanamadım!
Eşim, annesiyle birlikte, bir eliyle henüz iki buçuk yaşındaki kızım Mübeccel’i tutmuş, diğer elinde ise bir sepetle caddeden geçiyordu. Sanki ruhuma güneş doğmuştu. Mesafe hiç de uzak değildi ve bu dar görüş alanından, onlara duyduğum özlemi hafifletecek bir aralık açılmıştı. Evet, sadece 15-20 saniyeliğine bile olsa, çok yakın bir mesafeden, yaklaşık 250 metreden eşimin ve kızımın geçişini gördüm. Pencereden baktığımda, görüş açısı dar olsa da yavaş yavaş yürüdükleri için onları 15-20 saniye boyunca izleyebildim; bu benim için muazzam bir mutluluk kaynağıydı. İşte böyle hiç ummadığım bir anda, onlara olan hasretimi dindirecek o aralığı bulmuştum. Sanki bütün dünya bana bahşedilmişti. Yaklaşık 255-30 saniye sonra gözden kayboldular. Saat 11:30 sularıydı."
Osman Kılıç, "Kader Kurbanı".
***
1967 yılının ilk yarısında yayımlanan “1966 yılı Türk Şiiri Antolojisi” cildinde Mefküre Mollova'nın sadece tek bir şiiri var. Bu onun kademeli olarak edebiyatımızdan uzaklaştığını ve her şeyden önce bilimsel faaliyetlere yöneldiğini doğrulamaktadır.
Şiir yolculuğuna yüksek bir duygusallıkla başlayan ve büyük bir coşkuyla karşılanan ilk Türk kadın şair, sonsuza dek susmaya zorlanır. Bu yıldan itibaren Bulgaristan'daki süreli yayınlarda veya antolojilerde, kendisine ait hiçbir yeni şiir yer bulamaz. Daha sonraları sadece eski eserleri Azerbaycan veya Türkiye'de basılır.
İkinci Türk kadın şair Necmiye Mehmedova da üç yeni eseriyle 1966 yılındaki derlemeye dahil edilir. Necmiye Mehmedova ile birlikte dönemin üçüncü yetenekli Türk kadın şairi olan Nebiye İbrahimova da ilk kez şiir severlere tanıtılır. Kadın şiirinin yolunu açan Mefküre Mollova, zamanından önce ve sessizce yerini onlara bırakır.
Necmiye Mehmedova ve Nebiye İbrahimova'nın üretkenliklerine rağmen, Bulgaristan'da hiçbir zaman bağımsız birer şiir kitabı çıkaramamış olmaları da Türklere yönelik baskıların artmasının bir göstergesidir.
Üç şairin tarzı, anlatımı ve melodisi birbirinden farklı olup, Türk kadın şiirini sonraki nesillerin aşamayacağı zirvelere taşımıştır.
"Mefküre Mollova"/Zeynep Zafer, Nuriye Muratova, 2022
***
"Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı Ercüment Konukman'ın kabinesindeyiz. 1990'lardaki göçmen kafilelerini karşılamalar sırasında tekrar tekrar görüştüğümüz için, bize fazla ilgi gösterdi. Yalnız bir ara bana hitaben dedi:
- Sayın Başkan, yazar, araştırmacı ve tarihçi olarak yoğun çalışmalar içindesiniz. Bulgaristan'da Türklük mücadelesi veren, Bulgarlaştırmayı tepkiyle karşılayan kaç Türk Belene'ye sürülmüştür?
- Tahminen 3,000-3,5000, dedim.
- Fazla söylediniz, dedi.
Bizim tahminimize göre, bunlar 2000-2,500 civarındadır, ama bilir misiniz, bizi şoke eden olaylarla karşılaşıyoruz. Dernek olarak bu sorunlara teşhisiniz olsun. Jurnalcılığı ( ihbarcılık ) frenleyin, jurnalcılık her zaman ve her yerde toplumsal bir hastalıktır...
Bize sayın bakanın anlattıkları şu oldu:
"Devlet Bakanlığı'na, yeni gelen soydaşlar tarafından 31.000 (otuz bir bin) mektup gönderilmiş ve 31 bin kişi, kendilerini milli kahraman olarak tanıtmış, Belene'ye sürüldüklerini yazmışlar. Daha da kötüsü, bu 31 bin kişi, mektuplarında, yalanlardan öteye, jurnalcılığı da ihmal etmemiş.
"Bulgaristan'ın filan köyünden olup, Türkiye'nin filân şehrine yerleşen filan falan kişiler Bulgara casusluk ettiler". Bu gibi jurnalcılık şampiyonluğu yapmakta bakanlığı perişan etmişler. Devlet Bakanı Ercüment Konukman'ın son sözlerini hiç unutmam:
- Bulgaristan, jurnalcı üretme çiftliği midir?
"Tuna" Dergisi, Sayı.49-50-51.Ocak.Şubat, Mart -2001)
Fotoğraf: Süleyman AKMAN