Acımasız Dünya Düzeni
Dr. Nejla ALAGÖZ
Bu sabah, öğretmen olan ağabeyim, bıçaklanarak öldürülen Fatma Nur öğretmenin durumunu protesto etmek için okula gitmeyeceklerini söylediğinde kalbime hançer yemiş gibi oldum ben.
Biz, ne ara toplum olarak canileşip can almaya başladık?
Hem de 17 yaşındaki bir lise öğrencisi katil tarafından!
Bunca mafya dizileri, ihanet temalı ve aile kavramının yok edildiği; güç ve zenginliğin ekranlara sunulduğu sahte dünyalara baka baka mahvolduk zaten.
Eğitim ve öğretim kurumlarının içini boşalta boşalta sadece yiyip içen; ama düşünmeyen ve üretmeyen bir nesil ile ileride ne olacak bizim halimiz?
1978 yılında, henüz 2,5 yaşındayken, Kırcaali’den Bursa’ya ailemle berber göçmen olarak gelmiştik.
Altı yaşında ilkokula başladığımda, ilk üç sene, ailemin maddi imkânsızlığından dolayı, parlak siyah kumaştan, herkesin arkadan düğmesi varken, bütün okulda sadece benim önden düğmeli önlüğümü giydirirken, annem ”Kızım, biz öğretmeninle konuştuk, bu önlükle gideceksin okula," dediğinde sessizce kabullenmiştim durumu.
Bulgaristan’dan getirilen koskoca bir siyah çantayı taşıdığım gibi, ortaokul ve lisede ağabeyimden kalan uzun lacivert okul ceketi kullanmıştım.
Kimseden aldırmıyordum, bu farklı giyim ve kuşamımdan dolayı; çünkü anne babamın ana vatanda sıfırdan yeni hayat kurma çabasına şahittim.
Zira bir fotoğraf karesini hiç unutmuyorum, dokuz yaşımda ilkokul 4.sınıfa başlarken, eski parlak renkteki önlüğüm kısalınca nihayet benim de herkes gibi arkadan düğmeli önlüğüm olmuştu. Ayakkabılarım ise teyzemin bayramda kızlarına alırken bana da aldığı lacivert, beyaz çizgiliydi okulun ilk günü .
Bahçemizden topladığım çiçeklerle, Ali Rıza Bey İlkokulu 4.sınıfa başlamıştım işte. Duaçınar'ı Akıncıtürk Ortaokulunu bitirdiğim sene, Kervansaray Termal Hoteli Bursa’daki bütün okul birincilerine bir yıl boyunca ücretsiz havuz kartı verdiğinde, o koca yıl mutluluk içinde gitmiştim yüzmeye. Hem yüzüyordum sıcacık suyun içerisinde balık gibi, hem o şık ortam, sauna ve sıcak su iyi geliyordu bana.
Geçen asrın doksanlı yıllarının başlarında, henüz asfaltsızdı toprak sokaklar, sobalı evlerde kışın banyo yapmak bile zor oluyordu kazan ile ısınan banyoda.
Pazar günleri, sobanın çıtırtısında saçlarımı kuruturken tek sobalı odada, “Bizimkiler” dizisini izlerdik ailece, meğer ne huzurlu ve sakin günlermiş o günler…
Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde, uzun saçlı öğrencilerin saçını kesmek için kapıda makaslı öğretmenleri anımsıyorum; kılık kıyafet ve nizam vardı, disiplin vardı, şimdinin Dingo'nun ahırına gelir gibi gelmezdi…
Üniversiteye girdiğim 1992 yılında, örme kazaklı, sade giyimli zeki öğrenciler vardı. Hacettepe Üniversitesi Merkez Yurdu ve Kampüsü'nde, ne güzeldi yemekhaneye gidip geldiğimiz o yollar, yurt sokağı, imkansızlıklar içerisindeki geleceğe dair bütün umutlarımız…
Bu denli acımasız bir dünya düzeninde olmak zorunda mıydık?
İnsanların gözleri önünde savaşlar ve zorbalıklar oluyor, toplum çığırından çıkmış, fütursuzca ve habire suçsuz insanlar sokak ortasında öldürülüyorlar.