Dr. Nejla ALAGÖZ

Dağın tepesinde bıraktığımız köklerimiz

Dr. Nejla ALAGÖZ

Covid döneminde gazete almayı bırakalı,
sosyal medya haberleşme aracı oldu.
Hele ki yüreğinizde bir güneş gibi
herkesi ısıtacak ve aydınlatacak bir sevgi yumağı
oluşturma isteği varsa, paylaşmanın ve beraberliğin
o gücü de mutlaka yansır auranıza bir şekilde.
Rodoplar'ın dik yamaçlarındaki Ürpek Köyü'nde,
yenilenmiş Ali Rıza Bey Câmii'nin açılışını
izledim dün canlı yayında.
Bursa'dan ünlü hocalar gitmişti, törende huzur,
gurur ve mutluluk vardı.
Stanimaka'dan, Aytos'tan ve Bursa'dan
gelen onlarca al yanaklı hemşehrimin yüzlerinde
okunan samimi ve sıcak davranışlar,
bir kez daha aidiyet hissimi derinden perçinleştirdi;
dinime, dilime, özüme ve kültürüme ait
her şeyi bende yeniden fazlasıyla
pekiştirdi ve katmerledi.
Gecenin serinliğe dönüşen bu sessiz seda da
ben de ellerimi açmak istedim Yaradan’a,
hem de rahmetli Fahriye Teyze'mden
kalan çiçek desenli çemberle örtünerek,
rahmetli annemin kuzeni Yüksel Ağabey'in
mevlidinde dağıtılan seccade ile sanki ruhum
bütün sevdiklerimle bütünleşti..
Acaba, bunca telaşın ve koşturmacanın arasında
ne zaman biraz soluklanıp hayat muhasebesi
yapıyoruz?
Her zaman yetişip halletmemiz gereken işler
ve varmamız gereken hedefler varken,
iç dünyamıza hiç soruyor muyuz;
”Bu bedendeki can ne halde?” diye.
Öyle ya ömür akıp gidiyor su gibi önümüzden,
geride bıraktığımız güzel izler olur hep, inşallah.
Göçmenliğin ne demek olduğunu yaşayan bilir,
ancak ben annemin yüzündeki her bir çizgide
görüyorum çektiği zahmeti ve gayreti,
ya da babamın suskun yüreğindeki iç çekişmeleri.
Bizim insanımız, dağın tepesindeki terk edilmiş
bir köye hala dini inancımızı canlı tutmak adına
çökmüş bir camiyi yeniden restore edip ibadete
açıyorsa, bu dağın tepesinde bıraktığımız köklerimize
ne denli bağlı olduğumuzun bir göstergesidir.

Fotoğraf: Güner Şükrü

Yazarın Diğer Yazıları