Umuda dokunabilmek...
ÇALIKUŞU
Siz hiç engelli oldunuz mu?
Ya da hiç özel bir çocuğun annesi, babası oldunuz mu?
Dışarıdan bakınca yalnızca bir deniz, bir çocuk ve ona yardım eden bir baba görürüz. Oysa o görüntünün içinde, çoğumuzun hiç tanımadığı başka bir hayat vardır: Her gün yeniden planlanan, yeniden sabredilen, yeniden umut edilen bir hayat…
Psikoloji açısından bakım veren olmak; yalnızca fiziksel bir sorumluluk değildir. Sürekli tetikte olmayı, belirsizlikle yaşamayı, çocuğun ihtiyaçlarını önceden sezmeyi ve çoğu zaman kendi yorgunluğunu ertelemeyi gerektirir. Bu süreç, “bakım yükü” olarak tanımlanan ciddi bir psikolojik ve duygusal yük oluşturabilir. Fakat sevgi, anlam duygusu ve bağlanma, insanın bu yükle baş etme kapasitesini de güçlendirebilir.
Bu nedenle özel çocukların anne-babalarına yalnızca “ne kadar fedakârsınız” demek yetmez. Onların görünmeyen emeğini, tükenmişliğini, kaygısını ve aynı zamanda olağanüstü dayanıklılığını da görmek gerekir.
Belki en önemlisi… Acımak değil, anlamak.
Koruyup sınırlamak değil, özgürleştirmek.
Merhamet göstermek değil, eşit yaşam hakkını savunmak.
Çünkü engellilik yalnızca bireyin bedensel ya da zihinsel farklılığıyla açıklanamaz. Toplumun erişilebilir olmayan yapısı, önyargıları ve dışlayıcı tutumları da engeli büyütür.
Bu fotoğraftaki deniz belki herkes için sıradan bir denizdir. Ama o genç için özgürlüğün, babası için ise yıllardır süren sevginin ve emeğin bir anıdır.
Bazı anne-babalar çocuklarının elinden sadece tutmaz; onların hayata tutunabilmesi için görünmeyen bir köprü kurarlar.
Asıl mesele de budur:
Bir insanın hayatına acıyarak değil, onun dünyasını anlayarak dokunabilmek.