Avustralya 10 kişi kaldıktan sonra tamamen savunmaya çekildi, buna rağmen kilidi açacak üretkenliği gösteremedik. Topa sahip olduk; ama pozisyon üretmekte zorlandık. Üstelik verdiğimiz boşluklar nedeniyle iki kontratak golü yiyerek ağır bir bedel ödedik. Sorun sadece skor değildi; takım halinde uyumsuz, temposuz ve dağınık bir görüntü sergiledik...
***
Bir futbol maçı için sabahlara kadar uykusuz kalıyor, galibiyette göklere çıkıyor, mağlubiyette dünyamızın yıkıldığını sanıyoruz.
Oysa aynı günlerde dünyanın bir köşesinde savaşlar sürüyor, insanlar yoksullukla mücadele ediyor, ekonomik krizler toplumları sarsıyor; devletler enerji, su ve yer altı kaynakları için kıyasıya rekabet ediyor. Bilim, eğitim, kültür, çevre ve insanlığın ortak geleceği ise çoğu zaman hak ettiği ilgiyi göremiyor.
Elbette futbol sadece bir oyun değildir. Aidiyetin, kimliğin, ortak heyecanın ve toplumsal hafızanın sahaya yansımasıdır. İnsanları bir araya getiren güçlü bir sosyal olgudur. Ancak üzerinde düşünülmesi gereken soru şudur:
Milyarlarca insanın duygusunu, zamanını ve devasa ekonomik kaynaklarını yönlendiren bu ilgi; aynı ölçüde bilime, eğitime, üretime, adalete, çevreye ve barışa yönelseydi, bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?
Sorun futbola değer vermek değil; onu hayatın merkezine yerleştirip gerçek meseleleri ikinci plana itmektir; çünkü bir maçın sonucu birkaç gün konuşulur, sonra unutulur; fakat cehaletin, yoksulluğun, adaletsizliğin ve savaşların bedeli nesiller boyunca ödenir.
Skorlar değişir. Kupalar el değiştirir. Tribünlerin sesi zamanla susar.
Ama bilgi kalır. Emek kalır. Üretim kalır. İnsanlığa bırakılan eserler kalır.
Top yuvarlaktır, maç biter; fakat insanlığın gerçek sınavı; sahadaki doksan dakikada değil, hayatın içinde verdiği mücadelede gizlidir.
Belki de asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, futbola gösterdiğimiz tutkuyu azaltmak değil; aynı tutkuyu geleceğimizi şekillendiren değerlere de gösterebilmektir.
Topun peşinde koşarken, hayatın peşinden geri kalmamak gerekir.