Hep kavga, hep tartışma, hep yıpratıcı söylem
ÇALIKUŞU
Toplumlar savaşlarla değil, önce hukuk duygusunun aşınmasıyla yıpranır.
Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda, bizi endişelendirmesi gereken şey sadece siyasi görüş ayrılıkları değildir. Demokrasi zaten farklı düşüncelerin varlığıyla anlam kazanır. Asıl kaygı verici olan; siyasetin dilinin giderek sertleşmesi, kurumların tartışma konusu hâline gelmesi ve her gün biraz daha sıradanlaşan çirkin görüntülerdir.
Parti içi kavgalar, parti dışı çatışmalar, hakaretler, linç kültürü, mahkeme kararlarının siyasi taraftarlık süzgecinden geçirilmesi, kişilerin hukuka değil kendi taraflarına göre adalet aramaları...
Bütün bunlar, bir demokrasinin sağlıklı işlediğinin değil; toplumsal aklın yorgun düştüğünün işaretleridir.
Oysa devlet, günlük siyasi çekişmelerden çok daha büyük bir kavramdır. Devlet; iktidardan da muhalefetten de uzun ömürlüdür. Kurumlarıyla, hukuku ile, hafızası ve ciddiyetiyle ayakta kalır.
Şükür ki, ülkemiz savaşın içinde değildir. Şükür ki, dünyanın birçok bölgesi ateş altındayken bizler evlerimizde huzurla uyuyabiliyoruz. Savunma sanayiinde ulaşılan seviye, teknolojik gelişmeler ve stratejik kazanımlar millet adına gurur vericidir.
Ancak tarih bize şunu öğretmiştir:
Bir ülke dışarıdan gelen tehditlerle değil, içeride zayıflayan adalet duygusuyla güç kaybeder.
Çünkü adalet; devletin vicdanıdır.
Hukuk; devletin aklıdır.
Toplumsal saygı ise millet olabilmenin temel şartıdır.
Bugün ekranlardan izlediğimiz her kavga, her seviyesiz tartışma, her kurum yıpratıcı söylem; yalnızca bugünü değil, yarının nesillerini de etkilemektedir. Çocuklarımız bizden sadece ekonomik miras değil, ahlaki ve kurumsal bir miras da devralacaktır.
Onlara nasıl bir ülke bırakıyoruz?
Yargı kararlarının sadece işimize geldiğinde kabul edildiği, siyasi rakibin düşman olarak görüldüğü, nezaketin zayıflık sayıldığı bir ülke mi?
Yoksa hukuk karşısında herkesin eşit olduğu, fikirlerin çatışıp insanların düşmanlaşmadığı, devlet kurumlarının günlük siyasetin üzerinde tutulduğu bir ülke mi?
Millet olarak tercih etmemiz gereken yol açıktır.
Kavgayı değil vakar sahibi olmayı,
öfkeyi değil muhakemeyi,
taraftarlığı değil adaleti,
gücü değil hakkı üstün tutmak zorundayız.
Çünkü medeniyet; en yüksek sesle konuşmak değil, en zor zamanda bile hukuk içinde kalabilmektir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir devletin gerçek büyüklüğü, silahlarının menzilinde değil; adaletinin erişebildiği vicdanlarda ölçülür.