Özgürlük sadece coğrafyayla açıklanamaz
ÇALIKUŞU
Günümüz dünyasında demokrasi, artık yalnızca sandık
sonuçlarıyla ölçülen mekanik bir sistem değildir.
O, aynı zamanda insan psikolojisinin, toplumsal hafızanın,
aidiyet duygularının ve tarihsel kırılmaların içinde şekillenen
canlı bir gerçektir.
Bu yüzden siyasi tercihleri yalnızca “oy davranışı”
olarak okumak, gerçeği yüzeyde bırakmak olur.
Özgürlük sadece coğrafyayla açıklanamaz.
İnsanlar bazen yaşadıkları ülkenin sunduğu imkânlara
göre değil; aidiyetleri, korkuları, geçmişten taşıdıkları
travmalar, kimlik algıları ve güvendikleri lider figürleri
üzerinden tercih yaparlar.
Demokrasi tam da bu noktada anlam kazanır:
Hoşumuza gitmeyen sonuçlar doğursa bile,
halk iradesine saygı gösterebilme olgunluğu.
Ancak asıl çelişki burada başlar.
Batı dünyası, demokrasi ve çoğulculuk değerlerini
evrensel normlar olarak sunarken; farklı düşünen,
farklı hisseden ve farklı oy veren milyonlarca göçmeni
çoğu zaman “anlaşılması gereken bir toplumsal gerçeklik”
olarak değil, “problemli bir kitle” olarak görme eğilimindedir.
Bu ise demokratik değerlerle açık bir gerilim üretir.
Çünkü demokrasi, yalnızca istenen sonucu verdiğinde
meşru kabul edilemez.
Avrupa’da yaşayan Türk toplumu başta olmak üzere
göçmen topluluklar; sadece ekonomik koşulların değil,
aynı zamanda dışlanmışlık hissinin, kültürel kimlik
kaygısının ve var olma refleksinin etkisiyle
siyasal tercihlerini şekillendirir.
Sandığa yansıyan oy, çoğu zaman teknik bir tercih değil;
derin bir psikolojik ve sosyolojik duruştur.
Dolayısıyla mesele, yüzeysel bir soruya indirgenemez:
“Neden böyle oy veriyorsunuz?”
Asıl soru şudur: İnsanlar neden güvenlik hissini,
aidiyet duygusunu ve güçlü lider algısını siyasal
tercihlerinin merkezine yerleştirir?
Eleştiri elbette mümkündür; fakat bir halkın tercihine
yukarıdan bakan, onu küçümseyen her yaklaşım
demokrasi değil, yalnızca seçkinci bir yorumdur.
Demokrasi, ancak anlamaya çalıştığımızda demokratik kalır.