ÇALIKUŞU

Yaşlılığın En Ağır Yükü: Yalnızlık

ÇALIKUŞU

Tıp ilerliyor, ömür uzuyor. Ancak yaşlılığı ağırlaştıran yalnızca zaman değil; sosyal bağların kopması ve unutulma duygusu. Araştırmalar, ileri yaşlarda en büyük tehdidin fiziksel hastalıklar değil, sosyal izolasyon olduğunu gösteriyor.
Çünkü insan, biyolojik olduğu kadar sosyal bir varlıktır. Dinlenmediğini, anlaşılmadığını ve unutulduğunu hissettiğinde sadece ruhu değil, bedeni de bundan etkilenir.
Yaşlılık denildiğinde çoğumuzun aklına baston, ilaçlar, ağrıyan dizler ya da azalan fiziksel güç gelir. Oysa bunlar buzdağının yalnızca görünen kısmıdır.
Asıl kırılma, insanın bir gün dönüp baktığında gençliğini paylaştığı dostlarının, kardeşlerinin, komşularının ve yol arkadaşlarının artık hayatta olmadığını fark etmesiyle başlar.
Hayatın çemberi sessizce daralır.
Telefon daha az çalar.
Kapıyı çalanlar azalır.
Bayram ziyaretleri seyrekleşir.
Bir zamanlar kalabalık olan sofralar, iki kişilik hatta tek kişilik masalara dönüşür.
İşte tam da bu yüzden yaşlı insanlar aynı anıları defalarca anlatırlar.
Bu durum çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Oysa psikoloji bize bunun, insan zihninin en doğal ihtiyaçlarından biri olduğunu söyler. Geçmişi anlatmak, hafızayı canlı tutmanın ötesinde, kimliği korumanın da bir yoludur. İnsan, anılarını paylaşırken sadece geçmişini değil, kendi varlığını da yeniden inşa eder. "Ben yaşadım, ben sevdim, ben mücadele ettim ve ben bu hayata iz bıraktım." demenin en zarif biçimidir bu.
Modern çağın en büyük çelişkisi de burada başlıyor.
Hiç olmadığımız kadar bağlantı hâlindeyiz; ama belki de hiç olmadığımız kadar birbirimizi dinlemiyoruz.
Telefonlarımızdaki binlerce kişiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz; fakat yanı başımızdaki yaşlı bir insanın gözlerinin içine bakıp on dakika sohbet etmeye zaman bulamıyoruz.
Oysa yaşlılarımız, sadece aile büyükleri değildir.
Onlar yaşayan birer arşiv, yürüyen bir tarih ve hayatın laboratuvarında yıllarca sınanmış bilgeliklerdir.
Onların kırışıklıkları yalnızca geçen yılların izi değildir; fedakârlığın, sabrın, kayıpların, umutların ve yeniden ayağa kalkabilmenin sessiz haritalarıdır.
Bir toplumun gerçek medeniyeti, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; yaşlılarına gösterdiği saygıyla ölçülür; çünkü çocuklar geleceğimizse, yaşlılarımız hafızamızdır.
Hafızasını kaybeden bir insan nasıl yönünü şaşırırsa, yaşlılarını unutan toplumlar da kimliklerini zamanla kaybederler.
Ama unutmayalım:

Bir gün biz de anlatacak hatıralara sahip olacağız ve o gün, bizi dinleyecek birileri olmalı.

 
 
 
 
 

Yazarın Diğer Yazıları