Baharı Unutan Vicdan
ÇALIKUŞU
Bahar, insanın kalbine dokunan bir sırdır. Nisan ve Mayıs ayları, toprağın yeniden doğuşunu fısıldayan bir dua gibidir. Her tomurcuk bir kelime, her filiz bir ayet olur; okumasını bilene.
Bu iki ayı sevmek, aslında toprağın yeniden doğuşuna tanıklık etmektir. Bahar, bir sancının tatlı sükûnetiyle kabaran ve sabırla çatlayan bir zaman dilimidir. Ağaçların henüz dile gelmeden secdeye durduğu, yaprakların dua gibi titreyerek dalda beklediği bu dönem, varlığın yeniden dirilişe hazırlandığı kutsal bir eşiktir.
Nisan yağmuru, göğün yere indirdiği şefkattir. Bir damla düşer, taş yarılır; bir damla düşer, tohum kim olduğunu hatırlar. Doğa kendi düzenini kusursuzca sürdürürken, biz insanlar çoğu kez bu düzeni bozan taraf oluyoruz. Yağmur hesap bilmez, rüzgâr ölçü bilmez; ama haddini bilir. Biz ise çoğu zaman haddimizi bilmeyiz, doğanın tevekkülünü anlamadan, kendi çıkarlarımızı kutsallaştırmamızda.
Bir bebeğin ilk nefesi gibi, baharın serinliği de ciğerlerimize dolarken kâinatın içine sinmiş yaratılış kokusunu hatırlatır. Toprak ana, koynunda binlerce ölümü uyutmuşken, şimdi hepsini bir bir uyandırıyor gibidir. Her tomurcuk bir kelime, her filiz bir ayet olur; okumasını bilene.
Bize düşen, şükürle bakmak ve emaneti titreyerek korumaktır. Ama biz çoğu kez emaneti hoyratça tüketiyoruz. Avucumuzda duran bu yeşilin bize ait olmadığını bilmek yerine, onu sahipleniyor, tüketiyor, kirletiyoruz. Kuşlar, böcekler, karıncalar kendi hakikatlerinde şaşmadan yürürken, insan kendi yolunu kaybediyor.
Kim yazdı bu düzeni toprağın kalbine? Kim öğretti rüzgâra yönünü, suya akışını, geceye çekilmeyi, gündüze doğmayı? Bahar bu soruları kalbimize bırakırken, biz bu sorularla yüzleşmekten kaçıyoruz.
Kim fısıldadı tohuma “çatla” diye, kim öğretti bebeğe “ağla” diye? Bahar, bu soruların cevabını vermek yerine, onları kalbimize bırakır.