Dünya konuşuyor, Gazze'de çocuklar ölüyor...
ÇALIKUŞU
Dünya 21 Eylül’de bir kez daha Barış Günü’nü konuştu. Kürsülerde barış, güvenlik, insan hakları ve uluslararası hukuk anlatıldı.
Daha önce NATO’nun Ankara Zirvesi’nde dünyanın güçlü devletleri savunma, caydırıcılık ve güvenlik kapasitesini konuşmuştu. Ardından Birleşmiş Milletler’in 81. Genel Kurulu başladı. Dünya liderleri New York’ta uluslararası düzeni, barışı ve insan haklarını tartışırken Gazze’de çocukların ölümü durmadı.
Dünya konuştu. Gazze’de çocuklar öldü.
Bu çelişki artık görmezden gelinemeyecek kadar açık.
Bir çocuk dünyaya gelirken kimse ona sormuyor: Nerede doğmak istiyorsun? Hangi savaşın içine doğmak istiyorsun? Hangi siyasi hesapların bedelini ödemek istiyorsun?
Hiçbir çocuk doğduğu coğrafyayı seçemez. Savaş ilan etmez. Siyasi kararlar almaz. Buna rağmen savaşların en ağır bedelini çocuklar taşır.
Tam da burada mesele yalnızca saldırıyı gerçekleştirenleri sorgulamakla sınırlı kalamaz.
Dünyanın savaşları önleyecek siyasi, ekonomik ve diplomatik gücü varken bir çocuğun hayatını koruyamaması, uluslararası düzenin en ağır çelişkilerinden biridir.
NATO güvenlik ve savunma kapasitesini artırmayı konuşuyor. Birleşmiş Milletler barış ve uluslararası hukuku savunuyor. Devletler insan haklarından söz ediyor.
Gazze ise bütün bu kurumların karşısına tek bir soru çıkarıyor:
Çocukları koruyamayan bir dünya düzeni kimi koruyor?
Sessizlik, ölüm sürerken ve siyasi irade ortaya konulmazken artık yalnızca pasiflik olarak açıklanamaz.
Süreklileşen sessizlik, siyasi sorumluluğa dönüşür.
Tarih yalnızca tetiği çekenleri değil, sahip olduğu güçle müdahale edebileceği hâlde susanları da sorgular.
Bir gün bugünün diplomatik kayıtları açılacak. O zaman yalnızca “Kim saldırdı?” sorulmayacak.
Kim destekledi? Kim sustu? Kim durdurabilecek güce sahipti ve neden kullanmadı?
Filistinli bir çocuğun yaşam hakkı, dünyanın herhangi bir yerinde doğan çocuğun yaşam hakkından daha değersiz değildir.
Çocuklar doğacakları yeri seçemez. Dünyanın nasıl bir düzen kuracağını belirleyenler ise seçimlerinin sorumluluğunu taşır.
Bugün dünya düzeninin önünde açık bir siyasi gerçeklik duruyor: Çocukların yaşam hakkı, devletlerin güvenlik hesaplarının gerisine itildiği sürece uluslararası hukuk kâğıt üzerinde kalan bir ilkeden öteye geçemez.
Gazze’de çocuklar öldürülürken kurulan her barış cümlesi, onu hayata geçirecek siyasi iradeyle sınanıyor.
Çocukların öldüğü bir dünyada barıştan söz etmek, insanlığın yalnızca vicdani değil, siyasi iflasını da ilan etmektir.