ÇALIKUŞU

Siyasi hafızaya karşı utanç verici vefasızlık ( 1. bölüm )

ÇALIKUŞU

 

Bugün, bazı Türk asıllı Bulgaristan göçmenlerinin hâlâ zoraki dayatılan Bulgar isimlerini kullanmalarını anlamakta gerçekten bayağı zorlanmaktayız.

Üzerimizden  bunca uzun yıllar gelip geçti, artık özgür bir şekilde Türkiye'de yaşamamıza rağmen; utanarak, yüzümüz kızararak, kendilerini anlamakta zorluk çektiğimizi belirtmekteyiz.  

Gerçekten çok utanıyoruz!

 

O İsimlerin Ardında Bir Kuşağın Bedeli Var

 

Bizim kimliklerimize zorla yazılan yabancı isimlerdi bunlar. Türk kimliğini silmek, hafızamızı parçalamak, bizi kendi tarihimizden koparmak isteyen köhne bir rejimin siyasetinin parçasıydı, bu vahşet ve işkence.

İnsanımız, o yabancı isimleri reddetmek için büyük bedeller ödedi. 

Kimi hapse girdi, kimi sürgün edildi, kimi doğup büyüdüğü topraklardan koparıldı. 

Yüzbinlerce kardeşimiz Türkiye’ye göç etti.

Şimdi o insanların çocukları, torunları çıkıp hâlâ o Bulgar isimlerini kullanıyorsa, bunun adı yalnızca kişisel tercih değildir.

Bu, siyasi hafızaya karşı ağır bir vefasızlık örneğidir.

Hele bunu kamuoyunun önünde, kurumlarda, makamların yanı başında, Türk toplumunu temsil ettiğini iddia ederek yapıyorsanız, mesele daha da büyür.

Çünkü siz yalnızca kendi adınızı kullanmıyorsunuz, bir dönemin zorla dayatılmış kimliğini yeniden meşrulaştırıyorsunuz.

Kimse, bu “Benim tercihim” diyerek bu sorumluluktan kaçamaz…

Elbette herkes kendi hayatından sorumludur; fakat Türk toplumunun önünde duran, geçmişini bilen, o mücadeleden gelen insanların kullandığı isimlerin de bir siyasi ve toplumsal anlamı vardır.

Bizim itirazımız Bulgar halkına değildir, itirazımız, Türk'e zorla verilen Bulgar isminin bugün bir Türk tarafından sahiplenilmesinedir.

Dün, dedelerimiz, kendi adını korumak için bedel öderken, bugün onların torunlarının aynı isimleri gönüllü olarak taşıması ağır bir çelişkidir…

Onların neden göç ettiğini unutan bir nesil, yalnızca geçmişini değil, kendisini de kaybetmeye başlar…

 

Şimdi şiddetle soruyoruz:

 

Dedelerimizin verdiği mücadele ne uğrunaydı?

 

Adımızı geri almak için mi?

 

Yoksa yıllar sonra o adı yeniden kullanmak için mi?

 

Türk kimliği utanılacak bir kimlik değildir, kendi adını taşımak da geri kalmışlık değildir.

Asıl sorgulanması gereken, kendi öz tarihinden neden vazgeçildiğidir.

 

Makam uğruna mı?

 

Siyasi çevre uğruna mı?

 

Birilerinin gözüne girmek için mi?

 

Yoksa geçmişi unutturmanın daha kolay olduğu düşünüldüğü için mi?

 

Biz bunu normalleştirmeyeceğiz. Zorla değiştirilmiş isimleri gönüllü olarak taşımayı bir başarı değil, siyasi hafızanın kaybı olarak görüyoruz.

 

Bu nedenle bugün söyleyeceğimiz söz nettir:

 

Kendi adından utanma!

 

Geçmişinden utanma!

 

Türk kimliğinden utanma!

 

Utanılacak olan, bütün bu bedellerden sonra, kendi adını bırakıp sana zorla verilen isme yeniden sarılmaktır…

Biz buna üzülmüyoruz artık.

Başkasının yerine utanıyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları