Harmanlı Unutulan Muhaceret Faciası
ÇALIKUŞU
Bazı tarihler yalnızca okunmaz; hatırlanır. Harmanlı, Rumeli Türklerinin hafızasında böyle bir tarihtir.
1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi, Balkanlar'da yalnızca orduların savaşı değildi. Savaşın en ağır bedelini yine siviller ödedi. Rus ordusunun ilerlemesiyle Filibe ve çevresindeki Müslüman-Türk halk, kışın ortasında evlerini, topraklarını ve bütün hayatlarını geride bırakarak Osmanlı topraklarına doğru yollara düştü. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve hastalar; arabalarla, yaya ve çoğu zaman açlık içinde ilerleyen devasa muhaceret kafilelerine dönüştü. Bölgedeki Müslüman nüfusun savaş, saldırılar, göç, soğuk ve hastalıklar nedeniyle büyük ölçüde yerinden edildiğini dönemin nüfus verileri ve sonraki araştırmalar da ortaya koymaktadır.
İşte Harmanlı, bu büyük insanlık dramının en karanlık duraklarından biri oldu.
Ocak 1878'de Harmanlı yakınlarında büyük bir Müslüman muhacir kafilesi, Rus birlikleri tarafından Osmanlı askerî kuvvetleriyle karıştırıldı. Rus askerî kaynakları, kafilenin içindeki silahlı unsurların ateş açtığını ve çatışmanın bu şekilde başladığını anlatır. Ancak Rus ordusunun kendi askerî tarihine dayanan modern araştırmalar bile, silahlı unsurların kaçmasının ardından kadın, çocuk ve yaşlıların da saldırının sonuçlarından kurtulamadığını ortaya koymaktadır.
Daha da çarpıcı olan, Rus ordusuyla birlikte ilerleyen savaş ressamı Vasily Vereshchagin'in tanıklığıdır. Vereshchagin, çatışmanın ardından yol boyunca kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu çok sayıda ölü ve yaralı gördüğünü, askerlerin arabaları dağıttığını ve eşyaları yağmaladığını aktarmıştır. Bu, yalnızca karşılıklı bir askerî çatışma anlatısıyla açıklanamayacak kadar ağır bir tablodur.
Fransız gazeteci Dick de Lonlay de bölgedeki muhaceret yollarında gördüğü manzaraları yazdı. Filibe-Edirne güzergâhında donmuş cesetlerden, birbirine sarılarak hayatta kalmaya çalışan ailelerden söz etti. Bu tanıklıklar, Harmanlı felaketinin yalnızca kurşunlarla değil, soğukla, açlıkla, hastalıkla ve çaresizlikle de büyüdüğünü gösteriyor.
Burada tarih adına bir gerçeği de teslim etmek gerekir: Harmanlı'da kaç kişinin öldüğü konusunda kaynaklar aynı rakamı vermiyor. Bazı Türkçe kaynaklarda 15–20 bin, 40 bin hatta 100 bin gibi çok daha yüksek rakamlar ileri sürülürken, modern tarih araştırmalarında doğrudan Harmanlı saldırısında öldürülenler için daha düşük tahminler bulunmaktadır. Bu nedenle rakamlar üzerinden hafızayı yarıştırmak yerine, kaynakların ortaklaştığı gerçeğe bakmak gerekir: Büyük bir Müslüman muhacir kafilesi saldırıya uğramış, insanlar öldürülmüş, kafile parçalanmış ve geride kalan sivillerin önemli bir bölümü ağır kış şartlarında hayatını kaybetmiştir.
Harmanlı'nın trajedisi tam da burada başlıyor.
Bir insanı öldürmek yalnızca silahla olmaz.
Onu evinden koparmak, yolunu aç bırakmak, kışın ortasında çaresiz bırakmak da savaşın başka yüzleridir.
Harmanlı'da insanlar yalnızca canlarını kaybetmedi. Evlerini, tarlalarını, köylerini, mezarlarını ve geçmişlerini de geride bıraktılar. Balkanlar'ın demografik yapısı da bu süreçte köklü biçimde değişti. Araştırmalar, 1877–1878 savaşının ardından Tuna ve Edirne çevresindeki Müslüman nüfusun büyük bölümünün yerinden edildiğini; savaş, şiddet, göç, açlık, soğuk ve hastalıkların on binlerce insanın ölümüne yol açtığını ortaya koyuyor.
Bu nedenle Harmanlı'yı yalnızca “bir katliam” olarak anmak da yetersizdir.
Harmanlı, bir muhaceret felaketidir.
Bir halkın savaşın ortasında yollara düşürülmesinin, sivil hayatın parçalanmasının ve bir coğrafyanın demografisinin zorunlu göçlerle değiştirilmesinin sembollerinden biridir.
Bugün Harmanlı'yı hatırlamak geçmişte yaşanan acıları yeniden üretmek değildir. Tam tersine, tarihi inkâr etmeden, abartmadan ve başkalarının acısını da yok saymadan hatırlama sorumluluğudur.
Çünkü Balkanlar'ın tarihi yalnızca zaferlerin, antlaşmaların ve sınırların tarihi değildir.
O tarih, yollarda kalan kadınların, çocukların, yaşlıların; evini bir daha göremeyen muhacirlerin de tarihidir.
Harmanlı'nın sessizliği bu yüzden önemlidir.
Orada yalnızca insanlar ölmedi.
Bir coğrafyanın hafızası yaralandı ve o hafıza, bugün hâlâ Rumeli'den Anadolu'ya uzanan her muhacir ailesinin hikâyesinde yaşamaya devam ediyor.