Paylaşmak mı, teşhir etmek mi
ÇALIKUŞU
İnsan, var olduğu günden beri anlatmak istemiştir. Sevinçlerini paylaşmış, acılarını dile getirmiş, yaşadıklarını başkalarının yüreğine emanet etmiştir; fakat bugün "paylaşmak" ile "teşhir etmek" arasındaki ince çizgi her geçen gün biraz daha silikleşiyor.
Sosyal medya, insanlığa büyük imkânlar sundu. Bilgiyi hızlandırdı, mesafeleri kısalttı, dostlukları canlı tuttu, sesini duyuramayanlara bir kürsü oldu. Bir iyilik çağrısı milyonlara ulaştı, bir bilgi saniyeler içinde dünyayı dolaştı. Bu yönüyle sosyal medya, doğru kullanıldığında çağımızın en güçlü iletişim araçlarından biridir.
Ancak her güç, beraberinde bir imtihan da getirir.
Bugün insanlar yalnızca düşüncelerini değil; öfkelerini, kırgınlıklarını, ailelerini, çocuklarını, özel ilişkilerini, hatta en mahrem duygularını bile görünür hâle getiriyor. Beğeni uğruna mahremiyet, takipçi uğruna samimiyet, görünür olmak uğruna kişilik yavaş yavaş aşınıyor.
Psikoloji bize şunu söyler: İnsanların sürekli paylaştıkları şeyler, çoğu zaman iç dünyaları hakkında ipuçları verir. Sürekli onay bekleyen biri, görünmeyen bir değersizlik duygusu taşıyor olabilir. Her anını sergileyen biri, fark edilme ihtiyacını yaşıyor olabilir. Sürekli öfke paylaşan biri ise belki de kendi içinde çözemediği bir savaşı dışarıya yansıtıyordur.
Bunun tersi de doğrudur.
Sosyal medyada sürekli gülen bir yüz, gerçek hayatta büyük acılar taşıyor olabilir. Sessiz kalan biri ise mutsuz değil; belki de huzuru gürültüde değil, sükûtta bulmuştur. Bu yüzden hiçbir paylaşım, bir insanın ruhunu bütünüyle anlatmaz. Sosyal medya bir pencere olabilir; fakat insanın tamamı asla o pencereye sığmaz.
Tasavvuf ehli, "Sırrını herkesle paylaşma; çünkü her kul aynı emaneti taşıyacak gönle sahip değildir." der. Günümüzde bu söz, belki de hiç olmadığı kadar anlamlıdır. Mahremiyet sadece dinî veya ahlâkî bir kavram değildir; insanın kendisine duyduğu saygının da adıdır.
Her paylaşılan duygu zamanla değerini kaybeder. Her sergilenen mutluluk sıradanlaşır. Herkesin bildiği bir hayatın gizemi kalmaz. Oysa insanı derin yapan, biraz da içinde sakladığı sessizliktir.
Teknoloji gelişebilir, iletişim araçları değişebilir; ama insanın ruhu değişmez. Ruh hâlâ güven ister, mahremiyet ister, anlaşılmak ister. Beğenilmek ile sevilmek aynı şey değildir. Görünmek ile değer görmek de...
Paylaşmadan önce kendimize şu soruyu sormakta fayda var:
Bunu gerçekten paylaşmak istediğim için mi yayımlıyorum; yoksa görülmek, onaylanmak ya da eksik hissettiğim bir duyguyu tamamlamak için mi?
Bu soruya verilen dürüst cevap, çoğu zaman paylaş tuşundan daha değerlidir.
Unutulmamalıdır ki, sosyal medya insanın aynası değil, yalnızca seçtiği vitrindir. Vitrin ne kadar parlak olursa olsun, asıl zenginlik dükkânın içindedir. İnsan da paylaştıklarıyla değil; yaşadıkları, karakteri, vicdanı ve sessizce yaptığı iyiliklerle değer kazanır.
Belki de modern çağın en büyük erdemi, her şeyi paylaşabilme imkânına sahipken, paylaşmamayı da bilebilmektir.