İnsan, soğuktan değil unutulmaktan üşür
ÇALIKUŞU
Yaşlılık, ağır bir misafirliktir.
Sessizce gelir; gürültü çıkarmaz
ama hayatın her köşesine yerleşir.
O vakitten sonra gülmek bile emek ister.
Gözler, yalnızca uzağı değil,
dünyanın harflerini de seçmekte zorlanır.
Eller titrer, adımlar yavaşlar;
fakat en çok da hatıralar ağırlaşır.
Ne yana dönsen geçmiş çıkar karşına.
Unuttuğunu sandığın sesler,
kokular ve yüzler yeniden belirir.
Gelecek ise artık uzak bir ufuk değil;
ağır ağır çıkılan bir merdivenin
bir sonraki basamağıdır.
İnsan her basamakta biraz daha durur,
biraz daha nefeslenir, biraz daha düşünür.
Hangi dudak öperse öpsün,
hangi kollar sararsa sarsın,
hangi yürek seni ısıtmaya çalışırsa çalışsın...
Bazı boşluklar vardır ki sevgiyle bile
tamamen dolmaz.
Çünkü yaşlılığın en ağır yükü
bedenin yorgunluğu değil,
eksilen sesler, boşalan sandalyeler
ve kapısı artık çalınmayan evlerdir.
İnsan, soğuktan değil; unutulmaktan üşür.
Bir "Nasılsın?" sorusuna,
içten edilen bir muhabbete,
samimi bir tebessüme hasret kaldığında üşür.
Belki de yaşlılara verebileceğimiz
en büyük hediye ilaçlar değil; zamanımızdır.
Onları dinleyen bir kulak,
ellerini tutan bir el ve
"Sen hâlâ bizim için çok kıymetlisin."
diyen bir yürektir.
Çünkü yaşlılık, soğuktan değil,
yalnızlıktan üşür...