Nefsine Efendi Olamayan, Evrene Efendi Olamaz
ÇALIKUŞU
Nefsine Efendi Olamayan, Evrene Efendi Olamaz....
“Evrene efendi olacaksan önce nefsine efendi olacaksın”…
Çünkü insanın en çetin savaşı dışarıdaki düşmanlarla değil,
kendi içindeki arzularla, korkularla ve zaaflarla verilir.
Nefsine söz geçiremeyen, tutkularının peşinden sürüklenen
kişi; ülkeler fethetse de kendini fethedemez.
Öfkesine yenilenin gücü eksiktir.
Hırsının esiri olanın başarısı eksiktir.
Kibrin gölgesinde yürüyenin bilgeliği eksiktir;
çünkü gerçek büyüklük, başkalarını yönetmekte
değil; kendi kalbini, dilini
ve nefsini terbiye edebilmektedir.
İnsan çoğu zaman dünyayı değiştirmeye çalışır,
oysa değiştirmesi gereken ilk yer kendi iç dünyasıdır.
Kalbinde huzur kuramayan, dışarıda huzur bulamaz.
İçindeki fırtınaları dindiremeyen, dünyanın sessizliğini
de duyamaz.
Tasavvuf ehlinin dediği gibi, en büyük fetih şehirlerin
değil, nefsin fethidir.
En büyük zafer, başkalarına galip gelmek değil;
öfkeye sabırla, hırsa kanaatle,
kine merhametle karşı koyabilmektir.
İnsan nefsine efendi olduğunda sözüne hikmet,
bakışına merhamet, davranışına denge gelir.
Gücünü başkalarını ezmek için değil,
doğruluğu ve adaleti yaşatmak için kullanır;
çünkü hakiki kudret, hükmetmekte değil,
kendini bilmektedir.
Evrenin sırlarını anlamak isteyen önce
kendi iç âleminin kapısını aralamalıdır.
Nefsini bilen Rabbini bilir;
Rabbini bilen ise hükmetme sevdasından
uzaklaşır, varlığın hikmetini anlamaya yönelir.
İnsan anlar ki gerçek saltanat; tahtlarda,
makamlarda ya da alkışlarda değil,
nefsine karşı kazandığı sessiz zaferlerdedir;
çünkü evrene efendi olmak bir iddiadır,
nefsine efendi olmak ise bir hakikattir…