ÇALIKUŞU

'Cebelli Kız', Rodoplar'ın İnceliği

ÇALIKUŞU

Her türkü doğduğu yöreyi, halkın yaşam biçimini, doğa ve tarih ile bağını anlatmaktadır. Böylece türkü sadece bir melodi değil, bir coğrafyanın sesi olur.
Türkülerimizin kuşaktan kuşağa aktarılışını, düğünlerde, gurbet yolunda, asker uğurlamalarında nasıl söylendiğini bizim nesil iyi bilir.
Benim yöremin türküleri, Rodoplar'ın rüzgârını, suyun serinliğini, halkın hafızasını taşır. Sazın teli, hatıranın sesi olur.
Cebelli kız ince belli, yanakları gonca güllü. Dudakları şeker dilli, Cebellim, güzelim, Cebellim…
Cebelli, yalnızca bir kızın adı değil; bir dağın, bir suyun, bir halkın hafızasıdır.
Cebelli kızın “ince beli” yalnızca bir güzellik tasviri değildir; Rodoplar'ın sertliği içinde narinleşen insanın sembolüdür.
Bu mısralar sadece bir güzelleme ve ağıt değil; bir coğrafyanın insanı nasıl incelttiğinin ifadesi.
Rodoplar dağı serttir, kayalıktır, acımasızdır; ama insanı narin büyütür, işte o incelik, “ince belli” diye dile düşer.
Cebellim, güzelim, Cebellim…
Cebelli’nin yolu uzundur, dardır, gönlünde hep bir sızı vardır.
Benim yârim dünya kadardır, Cebellim, güzelim, Cebellim…
Uzun ve dar yollar sadece taştan değildir; kaderin de yolu çoğu zaman dardır.
Sevda burada geniş alan bulmaz, içte büyür, içte çoğalır, içte yanar. "Dünya kadar” demek, bir insanın bir ömre sığmayacak kadar sevilmesidir.
Cebelli’nin soğuk suyu, pek güzeldir huyu suyu.
Uyuttu beni bir ömür boyu, Cebellim, güzelim, Cebellim…
O su, sadece Aladağ'dan akmaz; hatıradan, bekleyişten, sabırdan süzülür. İçen serinlemez yalnız, geçmişine dokunur.
“Uyuttu beni” diyen, belki de bir sevdaya razı olup hayatı sessizce kabullenen bir yürektir.
Cebellim, güzelim, Cebellim…
Bir isim tekrarlandıkça türkü olur, türkü oldukça hatıra, hatıra oldukça insanın içindeki en derin yere yerleşir.
Böylece bir kız değil sadece, bir yer, bir zaman, bir kader konuşur.
Cebelli, bir sevdanın adı olur...
Şair Durhan Hasan'ın kaleminden dökülen bu dizeler, Cebel, İridere ve Kırcaali yöresinin ruhunu o kadar güzel yansıtıyor ki, özellikle o bölgenin insanı için, bu sözler sadece bir türkü değil, adeta bir memleket havasıdır. Şair, bu bölgenin değerlerini, doğasını ve insanının nezaketini şiirlerine çok içten nakşeden bir isim. Dizelerdeki aradığın o "ince belli" vurgusu, onun lirik anlatımının en karakteristik parçalarından biridir.
“Cebelli kızın” içinde hem toprak var, hem hasret, hem de insanın kendiyle konuşması.
“Dört Ses, Beş Saz” grubunu ortaya çıkaran saygıdeğer Mehmet Davut ve saz arkadaşlarının ellerindeki bağlama dediğimiz o enstrümanlar, aslında sadece bir çalgı değiller; Anadolu’nun hafızası gibi, tellerine vurulduğunda bazen bir gurbet türküsü olur, bazen bir isyan, bazen de içten içe söylenen bir dua gibi akarak hafızalarımızda ebediyen yaşayıp giderler.
Rodoplar'ın sertliği ile insanın inceliği arasındaki karşıtlığı daha fazla doğa imgesiyle beslenir. Örneğin “dağın sert kayası, kızın narin belinde bir zarafet olur.”
Türkünün sadece bireysel bir sevda değil, bir topluluğun hatırası olduğunu rahatlıkla vurgulayabiliriz.
Böylece “Cebelli kız” figürü, bir köyün, bir bölgenin ortak belleği hâline gelir.

Orijinal türkünün sözleri:

Cebelli Kız

İnce kıvrak belleri
Şakrak öter dilleri
Kara kınalar yakar
Altın dizen elleri
Cebelli kız Cebelli
İnce belli, ince belli
Kemer sıkmış ince beli
Yanağında zülfün teli
Başımdadır sevda yeli
Seni gördüm göreli

Ferhat ben, Şirin sensin
Kurban sana

Ferhat ben, Şirin sensin
Kurban sana, can sana
Dünya bilir sen kimsin
Alkış sana, şan sana.

Müzisyen ve halk ozanı Mehmet Davut:

Döneminde çok meşhur olan bizim “Cebelli Kız” türküsünü merak ettiğiniz için çok sevindim ve çok teşekkür ediyorum.

Bu türkünün söz yazarı Kırcaalili şair Durhan Hasan, bestesini de müzisyen Rüştü Şükrü icra etmişti.

Tecrübeli müzisyen Rüştü Şükrü, bizzat kendisi Cebel'e geldi ve bizim daha yeni kurulmuş olan folklor grubumuza, bu türküyü öğretti.

Türkümüzü bir çok etkinlikler ve festivallerde icra ettik. Bulgaristan Radyosu Türkçe Yayınlar ekipleri kayıt yaptılar ve dinleyicilerin büyük ilgisini kazandı.

85. yılındaki uzun kıştan sonra, bu türkümüz susturuldu ve yasak yedi.

Ben geçenlerde bir mektupla rica ettim ve radyonun fonotek arşivinden türküyü buldular. İnşallah, ileriki programlarda yayına alırlar.


Bizim Cebelli "Dört Ses, Beş Saz" grubunun üyelerinin isimlerini de veriyorum, ekteki fotoğraf da o dönemden : Ben Mehmet Davut, Halilibrahim Ahmet, Nazif Halil /merhum /, Tevfik Tevfik /merhum / ve Fikri Durmuş.

Yazarın Diğer Yazıları