Bizim hafızamız, vicdanımız ve geleceğimiz nedir
ÇALIKUŞU
Sayın Mümin Topçu'nun dünkü “Mecliste Türkçeye ”hayır" dediniz" başlıklı yazısı, doğal olarak bayağı ses getirdi.
Evet, bir oylama bitti, ama vicdanlarda açılan tartışma bitmedi.
İnsan sormadan edemiyor: Türk isimleriyle Meclis'e giren, Türk seçmenin oylarıyla milletvekili olanlar, konu Türkçeye gelince neden suskun kaldı? Neden "hayır" dedi?
Ana dilini savunmak ne zamandan beri suç oldu? Çocukların Türkçe öğrenmesini istemek kime zarar verir? Avrupa Birliği'nin temel değerleri arasında yer alan ana dil hakkını savunmaktan neden çekinildi?
Seçmenin oyunu almak kolaydır; zor olan, o oyun emanet ettiği değerleri koruyabilmektir. Milletvekilliği sadece yasa oylamak değil, gerektiğinde kendi halkının hakkını cesaretle savunabilmektir.
Bugün verilen "hayır" oyu, yalnızca bir önergeye değil, yıllardır kimliğini, kültürünü ve dilini yaşatmaya çalışan binlerce insanın beklentisine verilmiş bir cevaptır. Bu yüzden insanlar hesap soruyor: Bizi temsil etmek için mi oradasınız, yoksa sessiz kalmak için mi?
Türkçe, bu ülkede yaşayan Türk toplumunun ana dilidir. Onu öğrenmek de öğretmek de en doğal haktır. Dilini kaybeden toplum, zamanla hafızasını ve kimliğini de kaybeder.
Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. Kimsenin hakkına ortak olmadan, kendi hakkımızı istiyoruz. Çocuklarımızın ana dillerini öğrenmesini, kültürlerini yaşatmasını ve kimlikleriyle gurur duyarak yetişmesini istiyoruz.
Çünkü dil sadece kelimelerden ibaret değildir; dil, bir milletin hafızasıdır, vicdanıdır ve geleceğidir. O geleceğe "hayır" demek, yalnız bugünü değil, yarını da eksiltmektir.