Ben bir faniyim ve hayatı seviyorum
ÇALIKUŞU
Dünyanın fani olduğunu gerçekten kavradığımızda, hayatın üzerimizdeki ağırlığı hafifler; çünkü biliriz ki bu dünyaya gelen her canlı, zamanı geldiğinde ölümü tadacaktır. Kur’an’ın yalın ve sarsıcı hakikatiyle: “Her nefis ölümü tadacaktır.” Mesele ölümden kaçmak değil; ölümün varlığını bilerek hayatı daha sahici yaşayabilmektir.
İnsan, faniliği unuttuğu için hırslarının esiri olur. Daha fazla makam, daha fazla servet, daha fazla itibar ister. Siyaset de çoğu zaman bu unutkanlığın sahnesine dönüşür. Oysa bugün kürsülerde nutuk atan, yarın iktidar koltuğunda oturan, kendisini dünyanın sahibi sanan nice insanın adı bile zamanın hafızasında silinmiştir. Tahtlar devrilmiş, saraylar susmuş, iktidarlar değişmiş; geriye yalnızca insanın dünyaya bıraktığı iyilik, adalet ve vicdan kalmıştır.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, kendisini hayatın sahibi zannetmesidir. Oysa biz hayatın sahibi değil, yolcusuyuz. Mal mülk bize emanet, makam geçici, beden ödünç, zaman ise geri dönüşü olmayan tek servetimizdir.
Bu yüzden faniliği bilmek karamsarlık değildir. Tam tersine, insanı özgürleştiren en büyük bilgidir. Ölümü bilen insan kinini uzun süre taşımaz; hırsını dizginler, kırdığı gönüllerin farkına varır. Biriktirmek yerine paylaşmayı, hükmetmek yerine hizmet etmeyi, üstün görünmek yerine iyi insan olmayı öğrenir. Mevlânâ’nın çağrısını hatırlamak gerekir: İnsan, dünyaya sahip olmak için değil, kendini bulmak ve hakikate yaklaşmak için gelir.
Gerçek zenginlik, ölümün kapısını görebildiğimiz hâlde hayatın güzelliklerine sımsıkı sarılabilmektir. Bir çocuğun gülüşüne, bir dostun sesine, sabahın ışığına, bir ağacın gölgesine şükredebilmek ; çünkü ölüm hayatın karşıtı değil; hayatın kıymetini bize hatırlatan en büyük öğretmendir.
Faniliğini bilen insan daha az korkar, daha az hırslanır, daha çok sever. Ve belki insanın bu dünyadaki en büyük siyasi, ahlaki ve ilahi sınavı da budur: Elinden güç geçtiğinde adaleti, elinden imkân geçtiğinde merhameti, elinden zaman geçtiğinde ise insanlığını kaybetmemek.
Sonunda hepimiz aynı kapıya varacağız. Kimimizin cebinde servet, kimimizin makamı, kimimizin şöhreti olmayacak. Yanımızda yalnızca nasıl yaşadığımız, kimi incittiğimiz, kimi sevindirdiğimiz ve bu dünyadan geçerken geride ne bıraktığımız olacak.
Dünya fanidir; fakat insanın bıraktığı iyilik, başka insanların kalbinde yaşamaya devam eder. Belki de ölümsüzlüğün insana verilmiş en güzel biçimi budur. Ve işte o iyilik, bir gün bir çocuğun gülüşünde, bir dostun duasında, bir sevgilinin hatırasında yeniden filizlenir.